7 Şubat 2012 Salı

Semih Cumhuriyetine Hoş Geldiniz


Lütfen içeri girerken ayakkabılarınızı çıkartmayı ve eşikten sağ ayakla geçmeyi ihmal etmeyiniz.
Bu ilk ziyaretiniz ise, size ülke kurallarımızdan biraz bahsetmek yerinde olur.

Semih Cumhuriyeti Temel Kuralları

1) Semih Cumhuriyetinde insanlar ikiye ayrılır; Semihler ve ötekiler.

2) Semih Cumhuriyetinde ötekiler, öldürülebilirler.

3) Bir Semih dünyaya bedeldir. Bu denklemi sağlamak için, herhangi bir Semih'in herhangi bir muvaffakıyet göstermesi gerekmez.

4) Semih Cumhuriyeti aslen laiktir. Ama Semihlerin %99'u, Maşrapa'ya inanmaktadır.

5) Maşrapa'ya inanmak zorunlu değildir. Ama inanmayanları ötekiler'den saymak ve öteki gibi davranmak normaldir.

6) İyi bir Semih, Semih olmanın dünyadaki en iyi şey olduğunu düşünür. Bu düşünceye ulaşması için ülkesinde herhangi bir şeyin iyi ve güzel olması gerekmez.

7) Semih'in Semih'ten başka dostu yoktur.

8) Semih Cumhuriyetinde, Semih olmayanların hak araması yakışık almaz.

9) Semih Cumhuriyetinde, Semihlerin de hak araması yakışık almaz.

10) Her Semih asker olarak doğar, 30 bin SL ödeyerek bu doğum lekesini aldırabilir.

11) Semih Cumhuriyetinde siyasi iktidarların en büyük derdi, Maşrapa inançlı nesiller yetiştirebilmektir.

12) Semih Cumhuriyetinde yazarak, şarkı söyleyerek, Semihçe dışında dil konuşarak, öteki olunabilinir ve öldürülebilinir. Öteki olup öldürüldüyseniz, cinayetin failinin bulunmasını beklemeniz yakışık almaz.

13) Semihler kadın ve erkek olarak ayrılmazlar. Kadın Semih mi olur? Kadınlara işte bu yüzden "Semi" denir ve "yarım" muamelesi yapılır.

14) Bir Semi taciz veya tecavüze uğradıysa, bunu hakketmiş demektir.

15) Semih Cumhuriyetinde nüfus kalabalık, gelir dağılımı eşitsiz, Semihlerin çoğu aç, eğitimsiz, temel sağlık ihtiyacını karşılamaktan yoksun olabilir, olsundur. İyi bir Semih'in görevi, tüm bu olumsuzluklara rağmen, Semi'sinden 3 çocuk peydahlamaktır.

14) Semih Cumhriyetinde, Semi'lerin 10+ yaşlarda evlendirilmesi, satılması, ailesi tarafından namussuz bulunarak öldürülmesi, okutulmaması ve çalışmasına izin verilmemesi normaldir.

15) Semih Cumhuriyetinde "maşrapa yok" demek cezaya tabidir. Semihliğe hakaret etmek suçtur.

16) İyi bir Semih, iki temel inancı (Semihlik- Maşrapalık) ekseninde her an galeyana gelebilir. Bu galeyan esnasında bir grup insanı yakması veya linç etmesi olağandır.

17) İyi bir Semih deprem, trafik kazası, iş kazası, hapishane, terör kapsamında hiç şikayet etmeden ölmeyi bilir.

18) Semih Cumhuriyetinde, bayrak, insan hayatından daha kutsaldır.

19) Semih Cumhuriyetinde, Semihlerin ne okuyacağına, ne izleyeceğine, nasıl bir internet kullanacağına, nasıl yetişeceğine ve nasıl düşüneceğine, politikacı Semihler karar verir.

20) İyi bir Semih, politikacısının kendisine uygun gördüğünden fazla özgürlük istemez, istemeyi zaten bilmez. İyi bir Semih, kanaatkardır.

Semih Cumhuriyeti hiç şüphesiz bu kurallar dahilinde, dünyanın en güzel ülkesi olmuştur.
İnsanin en iyi hali, Semih halidir.
Ne mutlu Semihim diyebilene!

Biterken,
Bitsin yaa.

20 Ocak 2012 Cuma

Karı Gibi Yaklaşımlar


Merhaba,

Ben tipik bir beyim bilir kadınıyım. O olmasa buraya yazamam. Yazmayı zaten bilmiyorum. Bi'şey yazacağım zaman beyimi "ekstörnıl hard disk" gibi bi kenarımdan sokuyorum, o şekil klavye başına geçiyorum.
Açıkçası tek başıma bi yere gidememeyi, her yerde beyimin koluna minik bir maymuncuk gibi asılı kalmayı, gün ortasında beyimsiz şehirde yön bulamamayı öğrenmem kolay olmadı.
Ama başardım.
Siyasi ve dinim görüşüm; yetmez ama beyim bilir.
En sevdiğim kelime; penis.
En sevdiğim renk; mor.
Bence bi kadın ancak ve ancak beyi üzerinden prim yapabilir, ondan aldığı güçle ayakta kalabilir.
Kendim dahil tüm kadınlar hakkında, aynen böyle düşünüyorum.

***

Şimdi, böyle bi giriş yaptım çünkü bundan bi iki hafta önce, bu kafanın komik olduğunu düşünmüştüm.
Çünkü tahmin edersiniz, "beyim bilir" kadınlarına tavır olarak karşıyız.
Hep birlikte, top yekün.

Ama bi de işin öbür yüzü var. Her kadına "Hııh, beyi olmasa bi skim olamazdı" diye yaklaşan, karşısındaki dişinin en ufak muvaffakiyet belirtisinde hemen ardında bir destekçi arayan, kadının zenginine, güzeline, çok gezenine, keyfi yerinde olanına asla tahammülü bulunmayan bir toplumuz.
Bu toplumun büyük çoğunluğu ise, yine biz kadınlardan oluşuyor.

"Karı gibi" kalıbının pejoratif anlamı, bir başka yazının konusu...

Şimdi gelin itiraf edelim, ben dahil hepimiz, başarılı manitaya sahip kadınlar hakkında atıp tutmaktan kendimizi alamıyoruz. Onları birer insan olarak görmektense, adama yapışmış kan emici keneler olarak yaftalamaya bayılmaktayız.

Hayatımıza fişşek gibi giren Karolin Fişekçi vaka-i vakvakiyesinde, yine benzer durumlar yaşandı. Kızı bi recm etmediğimiz kaldı, ki bunun sebebi Orhan Pamuh hakkında konuşması. "O benim sevgilim, Allah ne verdiyse seviştik" gibi beyanatlarda bulunması. (ki gerçekten çook ayıp)

Ah Orhanım Pammuhum, onun kekeme ağzı, onun dil kabiliyeti olmadan dünyanın en iyi romancıları arasına girebilmekteki kusursuz başarısı...

Orhan o kadar başarılı ki Allahım, normal bi yazarın kitap girişindeki biyografisi 4 satır sürerken, bunun ki a4'lere sığmıyor. Tam bir ödül avcısı kendisi, tam bir edebiyat şampiyonu. Zaten edebiyatta önemli olan tabii ki, ödüldür. Bugün dünya klasiği olmuş eserlerin yaratıcılarına bir bir bakın, hepsinin salonlarında içi madalya dolu büfeler bulacaksınız.

Neyse ki, konumuz Orhanım Pamuhhumun über goygoya bulandırılmış, teknik kusursuzluk bröveli romanları değil. Pamuk apartmanında oturup, hayatı boyunca bakkaldan ekmek bile almasına gerek kalmadan geçirdiği son kerte steril ve kaliteli yaşam içinde, el değmemiş bir elitizm sembolü olması hiç değil.

Pek saygıdeğer Pammuh anladığımız kadarıyla, kendisinden 30 yaş genç Fişekçi'ye küsküyü az buz değil, 2,5 sene boyunca itelemiş. Karolin de buna bi noktada son derece normal bi insan gibi "Nereye gidiyo la bu ilişki?" diye sormak gereğini duymuş. Ayyy ne büyük kezbanlık!!

Çünkü eğer ünlü bi sanatçıyla beraberseniz, o ilişkiye yaptığınız yatırımın hesabını sormamanız gerek. "Bana seninle ve kreatif enerjinle geçen dakikalarım yeter aşkitom" şeklinde bir teslimiyetçiliğiniz olması lazım.

Orhanım Pamuhhum o noktada sanıyorum o kekeme haliyle yine iki lafın belini bükememiş ve Karolin'e "İlişkimizi babamın bavuluna koydum, şimdi Ermenistan yolunda. Gazoz kapakları ve bir gün." gibi son derece sanatsal - mıymıy bir cevap vermiştir. Ne adam gibi kıza "E tatlım biz sadece yiyişiyoruz sanıyordum, yoksa ilişkimiz mi varmış?" açıklamamış, ne de kızı layıkıyla sahiplenmiştir.

O noktada Karolin'e bi titreme geldi sanıyorum. Durup durup, "Eee, ben de bunları biir bir açıklarım. Medya top üzerindeki kırmızı gecelikli fotoğraflarım altına, hakkımda yarrak yürrek şeyler yazar. Hayat bana güzel." kafasına girmesi, genel deliliğinden değil.

Hep diyorum, gene derim: delirene değil delirtene bakacaksın.

Sonrası tabii, dokunulmaz sanatçı, ulu Nişantaşı büyüğümüz Orhan'dan mahkeme celbi olarak kendini gösteriyor. Çok asil bi hareket, aferim. Medyanın bu celbe "Yuh ulan! Kızı ekmek arası mıh mıh yerken iyiydi." dememesi, cümbür cemaat zevke gelip "Orhan Pamuk'tan emir geldi: Karolin kapa çeneni!!" başlıkları atması çok normal. Öyle ya, genç bi çağdaş sanatçı, üstelik karı, hemide Ermeni karısı, sen kimsin ki koooskoca Orhanımız Pammuhumuza laf atıyon haa?

Büyük resme baktım, hepimiz karı gibi çıkmışız

En başta sen, sevgili rekortmen edebiyatçı Pamuk. Yaşadığı şeyin ne önünde ne arkasında duramayan, kadını lanetlemeye dünden teşne bir toplumda, el ele tutuşup, göz göze bakışmış olduğun bi insanı, sik gibi ortada bırakan ve bu insanla ancak avukatı üzerinden iletişim kurabilen dahi sanatçı!! Karı gibi kaçmışsın işte, ötesi var mı?

Peki ya bizler? Medyasıyla, twitleriyle, sözlükleriyle "Yaa işte kızım, çok konuştun, aldın celbini", "Reklam yapmaaa şellafe", "Bunlara az bile, vurun kahpeye" çığlıkları atan sevgi dolu kalabalık? Ne güzel vicdanmış bizimkisi.

O zaman hiç biriniz "2 yıllık sevgilim, aslında sevgili değiliz açıklayıp kaçtı" diye ağlaşmayın. Sakın ola beyiniz hakkında ağzınızdan iki dirhem söz kaçırmayın. O izin vermezse değil Ayşe Arman'a, üst kat komşunuz Mualla teyzeye bile konuşmayın. Sonra alırsınız celbinizi, millet kına yakacak yer bulamaz.

Hülasa, Karolin hanım, dünyanın en seksi sanatçısı değil, başı bağlı bi ev kızı olsaydı da sonuç değişmeyecekti. Bu sefer, "gizli şellafe", "sen kim, Pamuk kim?", "Çok koca istiyosan görücü usulü var" diyecektik kendisine. Çünkü aslen Karolin'in kim olduğunun önemi yok. Biz bu muhitte kadınları sevmiyoruz, onları küçümsemek için hiç bir fırsatı kaçırmıyoruz.

Bunu en çok da kadın kadına yapıyoruz ki, erkek dünyasında, ancak erkek kurallarına göre oynayabildiğimiz bu lanet oyunda, puan kazanalım.

Aferim kızlar, aferim. Durmak yok yola devam.

Biterken,
Beni Yiğit K. ile bi ortak paydada erittiniz sonunda, dur bakalım, devamı noolacak?
Şimdi ben aslında yine bi toplantıdayım, çıkışta arıycam, öpüyorum, kıps, bay.

10 Ocak 2012 Salı

Bende Son Durum


Günaydınlar, iyi günler ve iyi akşamlar... Kimseyi dışlamak istemem, hangi saat diliminde şu satırlarla karşılaştıysan, o selama tabi ol sayın okuyucu.

Bi süredir düşünüyorum, "Ben kimin için yazıyorum" diye. Siz, bilgisayar başında bu bloga tıklayan ve arada bir, etrafta karşılaştığımızda, "valla çok komik blogun, gül gül altıma kaçırıyorum" açıklayan sevgili, tatlı azınlık için mi? Yoksa şahsi mükemmeliyetçiliğini 32 yıldır üzerimde denemekten imtina etmediğinden, yazılarımı dandik ve derinliksiz, beni de yeteneksiz bulan biricik annem için mi? Ay belki arada siyaset bilimi eğitimimi konuşturarak, sorunlarına ışık, en azından 40 walt felan tuttuğum bu toplu histeri içindeki toplum içindir.

Ya da belki ünlü olmak için, önümde kapılar bir bir açılsın, şöhret sahibi diğer kalem taşıyıcıları beni de aralarına alsın, saygıda sevgide kusur etmesin diyedir.

Neyse ki, hiç biri değil.

Yazıyorsam kendime yazıyorum; ben delirmeyeyim diye. Altıma sıça sıça sokaklarda dolaşmayayım, meydanlarda soyunup dökünüp, "Hepinizin ta amına koyıyım laan!!" bağrınmayayım diye.

Nereden baksan makul bir sebep. En azından Saik Faik söylediğinde, ben inanmıştım.

Peki Nedir Bende Son Durum?
(Merak etmiyorsan sana şuraya bi link yerleştirdim, bas git kendini çok yordurtmadan cicim.)

Benim sabahım 7'de, yoga ile başladı; Defne hocam daha pozitif, daha genç ve daha evli bi kişi olarak yurda döndükten 1 ay kadar sonra, kendimi karşısında rahat-rahatsız bir bağdaş pozisyonunda buldum gene. Ders bitimlerinde ekseriyetle, Fetullah Gülen misali ağlıyor ve çektiren sağ bacağımı ovuyorum.

Kısmet Şov epey toparladı; Anlıtemiz kendini aşarken ben de boş durmadım. Modern kadının sorunları ekseninde espiri haznemi genişlettim. Sahnede halterci zarafetiyle durup seyirciyi önce tartmayı, sonra kavramayı ve en nihayetinde kaldırıp birkaç saniye havada tutmayı anladım. Bakım öğrendim demiyorum, ama iyi anladım.

Duygusal hayatım ise adeta lunapark gibi; dandik korku tüneli mi istersin, Amerikan bezinden hırpani etekli balerin mi, Kamikaze, Gondol, Rollercoster, çarpışan araba, güldüren ayna... Hepsi mevcut, hepsi benim. Tüm maddiyatımı yatırdığım halde üstelik, beleşinden bi paket Malboro kapmış da değilim.

Buna istinaden şu aralar en çok istediğim şey, lunaparkın sınırlarından radyasyon hızıyla uzaklaşmak. Kusturan heyecan dalgasından, monotonlaşan merkez kaça kadar, bir cümle fizik kuralını ihlal, hatta inkar ederek yaldır yaldır kaçmak.

Kaçtığım yer Tayland olursa hoşuma gider açıkçası. Doğunun en uzağında, minimum teknoloji, tv, taksi, televizyon, elveda Twitter/FB/Tumblr/Blogger/hatta Google. Sazdan etek giyip götümü delik deşik etmek, kumdan kale yapıp, hemen akabinde üzerinde yuvarlanmak, yapraktan pirinç lapası dilleyip, çekirge kızartması kıtlamak, heveslerim bunlar. Ama daha azına da okeyim. Evde pirinç yoksa bulgur, çekirge yoksa bok böceği yerim. Acımam yerim.

Ay üstüme hiç varmayın, çok asabiyim bu aralar. Yıllar ve yollar önce aştım sandığım her bi skimle yeniden, lüzumlu lüzumsuz kapışırken yakalıyorum kendimi. İş dünyası ego sağanaklarında rahmetli Azer Bülbül misali titriyor, sorumluluk ve ilişki kelimelerinin her bir hecesinden ikrah ediyor, toplumun her kesiminden bireye, ağzımdan lav püskürtmeyi arzuluyorum.

Misal, diyelim ki devletlimiz bir grup vatandaşının tepesine "ups ay did it egen" repliğiyle bomba yağdırıyor ya hani, hani bi kısım çok vatanperver beyin de bunu makul karşılıyor ya, işte benim tırnaklarım içe içe uzamaya başlıyor o vakit.

Siyaseten Migros poşeti kıvamında olan kimileri, bu konuda espri felan üretiyolar sonra sosyal medyada. O insanları on binler takip ediyor ya, yaradandan şüpheye düşüyor; insan türünün maksadını göremez oluyorum.

Zaten ülke genelinde barajlara yüklü miktarda Zanax serpildiğinden, havaya Bali ve tiner basıldığından işgillenmekteyim epeydir. Çünkü farkındaysanız her gün muntazaman teröristleşmemize rağmen, keyfimiz hala yerinde. İsveç'te millet internet üzerinden dosya paylaşımını din olarak kabul etmişken, bizde ateist olup "din saçma bişey galiba lan" demek hapis gerektiren bir suç.

Ama insan yakmak suç değil, ama çocuğa tecavüz suç değil, ama karınızı köyün tüm eşekleri suya doyana kadar dövmek suç değil.

Günde 5 kadının resmi kayıtlara ölü geçtiği şu güzide coğrafyada, kaşını almayangillerden bir kısım amlılar, "Erkeğin gücüne teslim olun" buyurabiliyorlar hala. Ulan daha ne teslim olalım? Bi canımız var, onu da veriyoruz. Aynı işte çalışıp, daha az maaş alınca, daha az kaale alınınca, en yakınımızdan en uzağımıza bir dizi insanın "Sen kadınsın, o sepebten orkid veya çamaşır deterjanı seçmeyeceksen, fikrin çok da mühim değil." tarzına maruz kalınca, ööle bel bel bakıyoruz.

Bak gene sinir bastı. Du bi sigara yakıyım, bağlıycam şu derinliksiz, pespaye yazıyı.

***

"Bende son durum", biraz atarlı, biraz kaçarlı gördüğünüz gibi.

Özgür olmak istiyorum ama özgürlüğün ne anlama geldiğini hiç birimizin tam olarak bilmediğinden şüpheleniyorum. Ruhundan kan gelene kadar çalışıp kazandığınla yaptığın üç günlük gezinin, aşkın gözünü oyarak ve dahası, aşk nedir bilmeyenlerle oynayarak kazandığın ilişkinin, kalemini amından doğurup beynine saplayarak yazdığın yazının seni, yok aslen beni, özgürleştirdiğinden son kerte şüpheliyim.

Özgürlük, mutlak yalnızlıkla kutsanıp, mutlak bencillikle beslenip, mutlak hissizlikte filizleniyordur belki, belki diil. Dedim ya, hiç birimiz bilmiyoruz aslını.

2012'den özgürlük istiyorum. Biraz şiir de fena olmaz hani.


Biterken,
gidiyorum şimdi, döndüğümde çok komik olacak buralar, hep beraber altımıza işiycez kısmetse.
kısmet demişken, kısmet şov bu ayın 21'inde, kemancı'da.
cumartesi gecesi, dj'li, danslı, felanlı.
ilk ben çıkıyorum, gecikmeyin.