Möble Adam

By | 3/28/2009 15 comments

Şu an Photos dergisinin ard kapağı önümde, yukarıdaki yontma arkadaşla bakışıyoruz. Gerçi bakışmak bu durumu pek açıklamıyor; gördüğünüz gibi adamımız ufuklardaki bir takım toprak parçalarını kesmekte. Ben ise daha çok şahsiyetin cilalı kısımlarına göz gezdiriyorum. Velhasıl möble adam keşke böyle birşey olsa. Ama hayır, möble adam, odun adamın bir kademe üstüdür. Yontulmuş, cilalanmış, astar gerilmiş, yatırımlanmışıdır.


Fekat ne hüzünlüdür ki, çoğu zaman kollejlere, özel Amerikan üniversitelerine mal olan bu yatırımlar, ortaya işlevsel bir mamül çıkartmaz. Daha çok İstikbal büfe takımı gibi hantal, modası geçmiş, keskin köşeli ve dayanılmaz kitsch adamlar peydah olur. Bunları separatörlü ofislerde, kolalı manşetlerini birbirine süreterek toplantı dansı yaparken görürsünüz. Her adem evladına karşı bitmez ukalalıkları, küstah sırıtışları, hep özdeki möblenin donuk saman muhteviyatını saklamak içindir.


Ve kızlar, canlarım, güç aşkından mı artık, annemiz "Bundan iyi koca olur" dediği için mi bilinmez, bu möblelerin yaylı sistemine takılıveririz... Peki bu varlıkla hayat geçer mi ulan?


* Geçebilir: Dediğimiz gibi möble, odunun işlem görmüşüdür. En azından lisanı vardır, üretildiği topraktan ayrıldığında felan biraz daha şık bir adama dönüşebilir. Mi acaba?

Maalesef dönüşmez. Lakin siz dönüşerek kariyer delisi, en az onun kadar para kazanan bir kadın olabilir, möble adamı da "bak bu aktiviteler çok trendi" diyerek her türlü ortama sokabilirsiniz. Bu adamların anahtar kelimesi, goygoydur. Bir möbleyi eve soktuysanız onu sık sık cilalayın.

* Möble adamlar genelde evin bir köşesine yerleşir ve oradan ayrılmaz. Yani niyetiniz biran evvel evlenmekse, möble adam çok doğru bir seçenektir.

* Möble adam tüm küstahlığına, herşeyi bilirim havalarına ramen, pek çok basit konularda paralize olur. Onunla beraberken organizasyon yetenekleriniz ziyadesiyle gelişir.

* Möble adam genelde paraya tapar. Siz de aynı şeye tapabilirseniz, hiç sorun kalmaz. Möble adam arada cimrileşse de, hanımını sırf gösteriş budalalığından şık gezdirir. (E bu da nerden baksan çok kötü şey değildir.)

* Möble adam çocuklara karşı sempatiktir. Ama hiç bir canlı cansıza karşı empatik olamayacağından, evlat yetiştirme kısmında genelde sıçar. travmatik çocukluk geçirten babalar klasmanında yeri tahammül edilemezdir. Çocuğu mükemmeliyetçiliğiye boğup, histerisiyle ezer. Möble adamdan yapacağınız kız davulcuya kaçarken, oğlan da büyük ihtimal zurnacı olur.

Newer Post Older Post Home

15 vatandaş cevab hakkı kullandı :

sacma said...

odun adam dendiğinde, aklıma hep "bünyesi fazla hissiyattan tahrip olmuş, bu aşırı duyarlılığında hislerini artık kendine bile tercüme etmeyi reddedip içinde yaşayan, özünde iyi ama genelinde öküz bir insan" gelir. konu möble adam oluncaysa işler değişir çünki bu möbiller, biz çocukken amerikan traşı saçlarıyla ortalıkta hava atan, dikkat çekmek için her türlü organizmayla ilişki içerisine giren ve özünde herhangi bir özgünlük barındırmayan, aile toplantılarında yüksek performans sergileyen (yüksek derecede haşarı ya da uslu) küçük bir kızı sinir etmek için onlarca sebebe ev sahipliği yapan, standart vitrin bebeleridir. ki bu bebeler ışıklarıyla sürekli gözümüzü alıp rahatsız ederken, diğer yandan içimizdeki tekil ruhun duygularını kıpraştırır ammaa bu kıpraşım bir isyanın da başlangıcıdır. kıpraşım denilen şey, 'olmayacak hayallere kapılmak' gibi de olabilir 'napiyim ben o yumurta kafalıyı' gibi red hezeyanlarıyla başlayagelir ve bir süre bu minik kız çocuğunun aklını hem de kalbini döndürür dolandırır manasız yerlerde.

ammavelakin zaman geçer, kendince çalkantılı, çocukluk ve gençlik yılları geçtikten ve iki tarafın da bir şekilde kendi yolunu bulduktan sonraki çarpışma anı işte bahsedildiği gibi ilginç olur. çocukken ihtiva ettiği anlamın yegane parçasını da zamanda sürünerek yontmuş bu möble beyin yeni halleri ayrı itici gelir ilk görüşte. fakat, yazıda da anlatıldığı gibi oldu ki gacımızın içinde önlenemez bir evlenme arzusu depreşti, oldu ki fazla para, "türkiye şartlarının üstünde" aile yapısı ve düzeni sağlamaya özenildi (bu yapı, haftasonu parklarda güneş gözlükleriyle, bebek arabasında çocuklarını gezdiren, yüzlerinde güneşe bakarcasına bir muşmulalık olan gri eşofmanlı ebeveynler, halen yandan yememiş düzgün fizikliler kategorisidir) üstelik bir de aşk hayatının sonu gelmeyen acı sahnelerinin (irili ufaklı, sürekli hüsranlarla debelenen ruhun, beden üzerinde yarattığı, karşı konulmaz "artık sen de 'fabrikasyon' dişi olmalısın, git-gel olmadan ilişkiler yaşayabilmelisin" sinyallerinin) tekrara alındığını fark edip, "maymun gözünü açtı" diyebilmiş freestyle takılan dişi, hayatının bir dönemini reddetmekle geçirdiği bu möbleleri bağrına basmak ya da son anda bahsettiğim dış etkenlerle 'bastırsam iyi olur' aleni, toplumbilime yardımcı fikirlerle kendini fani ve maddi tüm hazları için salıverir, yaban ellerin eşsiz topraklarında. o andan itibaren okuduğu bu gibi hiçbir yazı artık onun hayatına tesir etmez, o artık burnunun ucunu bile göremez bir insan evladı olagelir ki hiçbirimiz burnumuzun ucunu göremediğimizden yaşadığı bu yeni hayatı özümsemesi için tüm şartlar baştan sağlıdır. öyle ki hücreleri ve tüm fikirleri evrim teorisini ispatlayacak kadar ciddi bir mutasyonla yeni nesili rahmine doldurur ve özel hastanelerin koridorlarında sonradan öğrenilmiş çığlıklarını atar ve yaşadığı hayatı yalnızca bir kadın kuşağı programındaki seyircinin izlediği programı algılayabildiği kadar algılar ve insanoğluna bir faydası dokanır. gel gelelim bunların bir çoğunun bu cinsi möblelerle birebir bir bağlantısı olsa da sonuçları dolaylı yoldan meydana gelir ve bu yazıyla da pek bir bağı olmayabilir. yazıverdim öyle ehlcim. yazımı postişlerle süslemek, istedim şimdi son kez okuyunca. evet bir son da koymuyorum, nah hepsi bu kadar. möblelerle ilişkilenenler düşünsün kendi sonunu. oldu ki düşündüler tabi, bize ne..

sevgilerimilen,

(mucuk gönder) (mucuk oynat)

s.cma tanrısı. (tanrı dediğime bakmayın canım)

Deniz said...

möble adam vol 2. diye yayınlamak istedim. elinize sağlık efem.

öperceler belediyesi
(bağımsız aday)

Herbert said...

Pek güzel pek şahane ama etrafımda mobilya adam istemem, piknik taburesi gibi hiçbir yere bağlı olmayan serseri ruhlu isterim diyen kızlar, zaman geliyor vay efendim bu sandaliyenin yayı battı, ruhumu örseledi, komşuya kaçtı, keşke zamanında şöyle bir köşe kanepe bulup ona uzansaydım diye ahlıyor vahlıyor. ben ve benim gibi oturma grubu erkekler, önceden düşünseydin hadi canım başka kapıya demekte haklı mıyız bu durumda?? Bilemedim bak

Deniz said...

ben möblenin hakkını tahsis ettiğime inanıyorum bu yazımla, evleniniz diyorum, açık adres veriyorum Herbert beyciiğim.
serseri tabure seven benim gibi eblek kızlar evde kalır. açık net ifade ederim. hiç çekinmem.
ve tabiki haklısınız, hatta hakkınız çocukluktan bu yana hep sağlam möblesi olsun isteyen bakire kızlardır. annesi tarafından koca bulmak üzere özel eğitim almış bacılardır. gerçi onu bu blog kapsamında bulabileceğinizi pek sanmıyorum.

sacma said...

möble adamların layığı, odunsu bitkigillerden ´mahmure adaçayı´dır. mahmure adaçayı mertebesine ulaşmak, doğuştan olduğu kadar sonradan da olur. olmadı, möbleler itinayla bu konsepte çevirirler zaten. möbleler güvenilir erkeklerdir, insanı hiç şaşırtmazlar.

sacma said...

unutmuştum ki hemen hatırlattılar;

möbüllerden daha ciddi bir durum varsa, o da piyasada günden güne sayısı artan sahte möbül plakalardır.

bunlar hiçbi yerinden yontulmamış hatta vücutlarının birçok yerinde fazladan yağla süslenmiş olmalarına rağmen, kendilerini bir möbil, bir möbil zanneder ve möbillikleri dillerinden anlaşılırmış gibi odunlarının hangi ağaçlarda yetiştiğini, ne kaliteli gübreler yediklerini, hangi çeşit sulama yöntemleriyle bugüne geldiklerini anlatırlar ki insana, ´has möblelerin kurbanı olam, bu ne ulan´ diyesi getirirler. bu sahteler, yeni nesil dişiler için bir sabır taşı, ama çatlayanından, sahte çünki : )

sezercik burda olsa, ´ayyah baba bizi en çok sahte möbilden koyusun´ derdi.

ağmin.

Herbert said...

ama şimdi mobilya var mobilya var. oymalı kakmalı babaanne mobilyası erkeğe de, italyan dizaynlı minimalist kanepeye de aynı pısırık başı önde kızı biçtiniz oldu mu yani.

Herbertcim, ay bi Hafiye'yi kıskandırayım diye paylastigim blogu kendisiylen, bak sen de buradasın.... Kılıç kuşananın, blog yazanın....

Şimdi sen kendini sanki italyan dizaynlı minimalist kanepeye yakın görüyorsun, ama yukarıdaki commentten bir italyan mobilyası görünümlü istikbal köşe set havası seziliyor :)

Yine tembel, yine kendi bloguna yazmak istemeyen, hem Şımarık hem Dümbelek....

Yazı ve yazıyla uyumlu resim gece gece evimizi şenlendirdi, ailede ne kadar boşanmış evde kalmış kadın varsa, genciyle, duluyla, tepsi popolusuyla toplaştık möble adam üzerine tartıştık. Lakin benim bir sorum olacak;
Varsayalım ki elimizde bir möble adam var (bi arkadaşın şeysi), ama yaşların genç olması sebebiyle istikbal büfe takımı mı, ikea kendin pişir kendin ye oturma grubu mu anlayamıyoruz. Hazır yaşlar gençken bu arkadaşa girişsek yarı yayları batan serseri sandalye, yarı çift kişilik ortapedik uyku seti elde edebilir miyiz? Tam evin bir köşesine yerleşmeyecek, arada katlanıp kaldırılabilecek empatik erkek üretmenin yolu yordamı nedir? bir el atıverseniz.

sacma said...

şahsi fikrim, içinizde bu kadar inanç varken loto moto oynayınız. şansınızın lotoda tutma olasılığı, möble şekillendiriciliği hususundan daha yüksektir.

Hafiye said...

A, beni neden ve nasıl kıskandırmak istediğine dair biraz daha açıklama yapar mısın, Şımarık Kız Dümbeleği?

erkekler ve kadınlar arasındaki fark şudur;
istanbul metrosu; a-b (erkekler)
new york metrosu; (kadınlar)

yani o kadar karışık değiliz yahu...

Dun benim blogda bi masal yazmistim.
Diyodu ki: Buyurken, yeniyetme oglan cocugu ruhunu tam geride birakamadan adam oldum sanan nice kurbagalari opmus ama prens olmamislar...Egitiminin, ailesinin, isinin gucunun, cevresinin ya da yakisikliliginin ardina saklanmis, onlari adeta Cizmeli Kedi gibi kendine elci yapmis, ama aslinda tum kiliflarinin altinda yeni kaleleri fetihlerden baska bir sey dusunmeyenler tanimis...Arada prens ozelliklerine sahip adamlarla da karsilasmis elbet ama, onlarla da ya zaman, ya mekan, ya frekans tutturamamis, yola devam etmis...

Ayol bahsedilen ayni adam. Ha masalla anlatmissin, ha sapina dek gercek. Bildigin cilali kereste!!

Operim.

Venüs said...

ben bu möble adam yazısını çok özlemişim hanımcım. aradan geçen 2 sene (yanlış okumadık yazı ile 2, rakamla iki) benim möble adam kavramını ne kadar dötten anlayıp ne kadar yamuk çevirme yaptığımı anlattı. möblenin da kendisi, bizzat muhteremi, mobülyalar zinciri kralı ilen geçen irtibatımdan sonra neler demek isterdim ama yarın bi gün bi sevgilim olur, bu yazımı bulur, gelir kafama kakar diye anlatamıyorum şimdi. (sevgili daha olmadan başa dert şekerim)

gel gelelim anlatmaya dilim varmıyor, nutkunun tutulduğunu, dilinin ters döndüğünü, gözlerinin kulaklarınla yer değiştirdiğini ve zihninin fişi çekilmiş beyaz ekran verdiğini düşün. daha da ötesi de işte anlatmıyoruz, bey kızar, hanım görür, hacı dedem duyar, bey babam kovalar.

yatmadan, bütün möbleleri sözlü iletişime geçmeden cilalamak olmadı kütür yerlerinden kendime yatak yorgan yapmak istiyorum artık.

möbleleri ve möblecilere sevgilerimi sunuyor, yine anlaşılmaz bir yazı ile sizlere saygı ve selamlarımı arz ediyorum efem.

en içten möblelerimle..

Deniz said...

hakikatten bilimsel bir esermiş. ama en çok görseli, ah güzel görseli, görseli o görseli kaldı aklımdaaa.