Loving Man Since 1996

By | 10/01/2010 13 comments
Geçen eve geldim, şaçma salak bişey düşünüyorum. Önceleri böyle çok özel bişeymiş gibi herkesten sakladığım, yaşım az kemale erince de utanıp, kimselere diyemediğim bir hikaye. Kısmet internete koymakmış valla, "geç karşıma anlat" derseniz, inkar ederim söyliim.

Efendim ben ergenim. Kazık kadar ama, 16 bilemedin 17. İsterikliğin fevkinde bir yaş. O arada Radikal'de tam sayfa bir ilan oluyor; Auschwitz kampında bir grup esir adam, halleri perişan, yatakanelerinde poz vermişler. 40 adam var fotoğrafta, bazıları ayakta ve bazıları morg gibi ranzalarında, bir deri bi kemik yatıyor. Büyük ihtimal aclıktan ayağa dahi kalkamıyorlar. İşte ben duygu piciyim ya, gittim o yatan adamlardan birine aşık oldum. Hatta o adamın suratını ilandan kestim, sakladım.

Bunu düşünüyodum eve geldiğimde. O resmi hala saklıyor olabilir miyim? düştü aklıma. Öyleyse baya arkadaşları arayıp "Bana niye intervenşın yapmıyosunuz, tımarhaneye tıkmıyosunuz lan?" çemkircem. Yatak bazasından, eski günlüklerimden birini -kapağına bi kase çiçek boyamış olduğumu- çıkardım, baktım adamın fotoğrafı hakatten duruyor. Üstüne bi de "Seni buldum:)" yazmışım.

Neyi buldun lan seni çapsız, 8 IQ'lu insan eniği, ne buldun? Cebinde ya..ak bulmuş gibi, o neyin heyecanı? Hayır "tipim budur bundan kelli" desen, onun bile mantığı çok zayıf. Adam acından ölüyo lan? İllaki ilginçlik olsun istiyosan, git post modern yönetmenlere felan takıl. Evden kaç, mor oje sür. Ne bu ya, bu neeaa?

Neyse günlüğün arasında sakladığım başka şeyler vardı da, sinirim az geçti. Kendi gençliğimden tiksinmeyi tam bırakıyordum ki, günlüğü okumaya başladım. İlk entry tarihi 17.04.1996. Murathan Mungan'dan bir şiirle açmışım programı. Gece ve Müzik. Fakat her idare eder şey gibi, şiir de bi noktada bitiyor ve ben giriyorum söze. Keşke girmesem.

Annem benden ergenken niye tiksiniyomuş, o noktada anladım: Ergenben, bıraksanız kanıyla yazar günlüğü ah emooom, çünkü o her daim aşık. Rezil edebiyat, tomurcuk varoluş kaygısı ve sonsuuuz bir manitacılık.

Bir on sayfa diyelim Önder'le dostluk ve paylaşımın yoğuncana yaşandığı bi aşka koşuyorum, iki sayfa sonra Atakan'la tutkuların en derinini keşfe çıkıyorum, o gtüme koyunca bakmışsın Erdal'la bulutların üstünde uçuyor, gökkuşağında yaşıyorum. Derhal yüzük takılıyor, ben Erdal'ın soyadını adımla yazmayı deniyorum. Akabinde Atakan'la Erdal'ı boynuzlamayı felan da ihmal etmiyorum ha. Hoop iki sayfa sonra bırakıyorum neyse ki ikisini de, çünkü ela gözlü, kumral, uzun saçlı bir dilber olan Orçun'a deli divane abayı yakıyorum...

Şimdi kulağa "ergen rospik" gibi gelse de, öyle keyifli bir yolculuk yaptığım da yok, yannış olmasın. Yan gözle baktığım telefon direğine aşık olup adına akrostijler döşensem de, anne korkusundan bi halt edememişim. Ya da yazmamışım artık, varso yoksa, bulut, yoğunluk, reynbov, duygu... Doktorlar yengeç diyorlar, bence edebiyat. Çok roman okudum ben, ansiklopedi okusaydım, o atomun .mına bile kordum. (bildin o atomu sen)

Velhasıl kelam, insanın güncelerinden çıkartabileceği çok ders var. Keşke siz de tutsaydınız bi tane, "ay çok çocukçaaa" felan demeseydiniz. Yıllar içinde bir arpa boyu yolu nasıl da alamadığınızı zahmetsizce anlardınız bu vesiyle. Ben ismi "Yeni Hayat" olan güncemden bi ders aldım mesela; Orhan Pamuk'tan alıntı yapıyorsan, sıkıcısın, sıkıcıyız, sıkıcılar.

Biterken,
Science of Sleep'in ortasında, yanımda kanepede uyuyakalan kanka. Cumaresi gecesi 23.08. Karşı koltukta uyuyan kedi. Bi sigara daha. Herşeyin yolunda olması gerekir.
Ha kız uyandı.
Newer Post Older Post Home

13 vatandaş cevab hakkı kullandı :

Eva said...

Aynı ben işte böyle sırayla aşk yaşayıp, günlük tutardım. Geçen o günlüklerden birkaç sayfa yazayım şuralara dedim, du bakıım deşiim sübyan kayıtlarını

Bu arada toplama kampındaki adam hikayesine de HÖH be deniz. Tam dadaist olacak kadınmışsın:P Canımsın.

Eva said...

bu arada tabi Ay luv yu, kalpten

O değil de...
Science of Sleep'te ben de uyuyakaldım.
Yoksa?!?
:)

Hich said...

ya ben annem anlamasın diye ingilizce yazmaya başlamıştım onu da anlar diye şifreli bir sürü isim kullandım sevgililerim için.. günlüğün en arka sayfasına da index yaptıydım, baş harflerinden :D

hala yazıyorum ben günlük, ne çocukluğu! süper bişey, en önemli olayların tarihini falan bulabiliyosun. otobiyografimi yazacak kadar önemli biri olursam - bu konuda hiç ümidimi kaybetmedim:)- çok işime yarayacak...:P

çok pis güldüm, işin kötüsü benim embesil ergen anılarım depreşti sonra tebessüm falan kalmadı tabii :D

Deniz said...

- ay lav yu tu eva. bi kahve içsek?

- science of sleep hakikatten uyutabilir ama iyi anlamda.

- bu tip ezik yazılarıma yapılan yorumları daha bi seviyorum.

benim de hala günlügümsü biseyim var.

ben de hala her vatana dönüsümde mutlaka düzenli olarak o günlüklerden bi kismini okuyup kendimden tiksiniyorum. yalniz degilsin degilsiiiiin

den-hur said...

ya ergenken feci abazaydım ben de. günceme hayali erkeğimle olan tanışmamızı yazmışım, anasıyla danasıyla tanışıyorum filan. yaş 13. abazayım alabildiğine. açlık grevi yapıyorum evde, haftasonu dışarı çıkmam konusunda arıza çıkarıldığında.

znpzsy said...

"Doktorlar yengeç diyor" tespiti çok yerinde olmuş. ÇOK. :'m

cheja said...

toplama kampindaki adama asik olma cok tanidik lan. znpzsy'a detaylari gectim, burada olumsuzlestirmeye utaniyorum acikcasi. :/

elixir said...

o diil de sizin bu ana sendromunuz yuzunden ilerde gecireceginiz butun duygusal badireler, karsinizdaki adamlarin hepsini ezip geciyor..ahanda burda yazdim.
yazinin anafikrini crop'ladim dert diil.

pisces said...

en azından heyecan verici bi günlük hayatı... arkadaşımın el kremini hergün sürüşünü anlattığı bi günlük de olabilirdi... hep arkadaşın olacak değil ya benim de günlüklerim vardı.. titanic filmini unutmıyım die bölüm bölüm anlatmışlıım da.. bilemezdim o zamanlar teknolojinin böle bi hal alacağını...bilemedim ben onu :(

Anita said...

Yalnız değilsin çiçeğim, ne zaman eski güncelerimden birini alsam elime kurcalayayım diye, utanıyorum her satırda daha da fazla:D Ergenlik cidden hastalık gibi bir şey.