İnternet Orucu

By | 5/06/2011 20 comments

Wikipedia'nın adıyla başlarım;
The Internet is a global system of interconnected computer networks that use the standard Internet Protocol Suite (TCP/IP) to serve billions of users worldwide. It is a network of networks that consists of millions of private, public, academic, business, and government networks, of local to global scope, that are linked by a broad array of electronic, wireless and optical networking technologies. The Internet carries a vast range of information resources and services, such as the inter-linked hypertext documents of the World Wide Web (WWW) and the infrastructure to support electronic mail.

İlk sorumuz yüksek öğretim sistemi madurları için geliyor; yukardaki cümlede İngilizce "devlet" kelimesinin geçtiğini gören oldu mu? Bi "hükümet" lafı geçiyo, o da netwörkün parçası olarak. Dev bir bütünün minik bir parçası olarak. Peki bizim hükümetimizin azmi ne yönde? O minicik olması gereken parçadan kanser gibi yayılarak, "Tüm bir toplumun internet ihtiyacına ben karar vereyim. Onların seçici geçirgeni olayım, onlar yerine düşünüp merak edeyim. Çok da merak etmeyeyim. Ay canımı sıkarsa da hiç görmeyivereyim." demek.

Yine çok güzel düşünmüşsünüz.

Ama unuttuğunuz bişey var sevgili sevgililerim, internet sizin değil. Herhangi bir devletin, kurumun ve şirketin değil; internete data yükleyen ve indiren, en basit tıktan en komplike içeriğe, o ağ üzerinde aktivitede bulunan herkesin. Ve mantıken, internet üzerinde, vatandaşınızı olası bir dolandırıcılıktan korumak dışında, hiç bir yetkiniz yok.

Tahmin ediyorum 2020 gibi, internet ile ilgili global yasalardan bahsetmeye başlayabileceğiz. Şu an dünyada yürürlükte olan ve uluslararası siyaseti düzenleyen insan hakları, deniz huku vb. devletler üstü yasalardan. O güne kadar tabi, evde teyzemizin pişirirken içine saçını düşürdüğü menülere maruz kalmak mecburiyetinde değiliz.

21. yy'ın orta yerinde, google'dan kendini tahrik eden kelimeleri aratıp, karşısına çıkan siteleri kapatmaya meyleden, haddinden çok güç elde etmiş bir grup mahalle delikanlısıyla muhatap olmak boynumuzun borcu değil. Domain almak için bir takım elizabet madurlarının eline bakmak, bilgiye ulaşmak için dilekçe yazmak, hele ki hakikatten acaip bi içeriği görebilmek için alt dudak vermek, yo dostum yo. Alt dudağına dayanamıyorum zaten...

İnternette dünyada ne oluyorsa hepsi var. Hepsi de olmalı. Ha sen lateksli Adrianne'a bakamıyorsun, ben trafik kazası videosu izleyemiyorum, diğeri Manga görünce kusuyo... Neyse ki aratmamak ve tıklamamak özgürlüklerimiz internette televizyondan çok daha kuvvetli. İstemediğin herhangi bişeye maruz kalmamak o kadar kolay ki, adına "hiç bir şey yapmamak" deniyor.

Sevgili devletim, bunu hepimiz yapabiliriz.

Hükümet çoluğu çocuğu korumak istiyormuş; ya bırak bu işleri. Rica edicem bu ülkenin dört bucağında 11 yaşında kocaya verilen kızları koru. Bakire çıkmadı diye ailesi tarafından dikine gömülen kızları. Mayına basıp patlayan çocukları da bi zahmet koruyabilirsin misal, bir elinde tiner, diğerinde sigarayla uyuyakalıp yananları, cinsel tacize uğrayanları, eğitim alamayanları, sağlık hizmeti göremeyenleri...

Çocukların internetten korunmaya ihtiyacı yok.

Ama iş başka tabi, her baskıcı ve kendini daha meşru göstermeye meraklı hükümet gibi mevcut diş ağrımız da, kendine esip gürleyecek, yerleşip yuvalanacak yeni mecralar arıyor. Buldukça paldır küldür dalıyor. "Sınır tanımayan hükümet" sendromundan muzdarip çünkü. Ülkenin ortasından deniz geçirmeyi nasıl müdanasız bir arsızlıkla istiyorsa, global netwörkü ülkeye bağlayan kablolara da aynı keyfiyetle gecekondu dikesi geliyor.

Güç çürüyor. Mutlak güç, mutlaka çürüyor.

Ha yapılcak hiç mi bişey yok? Vaaar. Senin 80 model burjuvazinin bile bir zayıf yönü var, sevgili sınır tanımayan hükümetim: sermaye. Allah, yallah, öbür taraf, derken paraya öyle güzel sevdalandınız ki, oturduğumuz yerden şaşkın şaşkın izlerken, öte yandan freni patlamış bir tır gibi, bi yerlere bindireceğinizi öngörebiliyoruz, çok şükür.

Hep beraber bindirelim.

Bu ülkede internetten para kazanan her bir kuruluşun, bu işten memnun olmadığımızı, bu tahakküme tahammülle karşılık vermeyeceğimizi görmesi gerek. Sokaklara çıkıp yürümeyelim, sağa sola sticker yapıştırmayalım da demiyorum ama bunun tek yolu var aslında: İNTERNET ORUCU. Hani internet kıtlığına düşülecek günlere alışmak gibi düşünün dilerseniz. Ya da "Biz girmesek o sağladığınız interneti, verdiğiniz reklamı,açtığınız siteyi alır gtünüze sokarsınız ancak" demek olarak görün.

Ama şunu yapalım, ilk etapta bir gün belirleyip, interneti 24 saat hiç açmayalım. İş kaybına gel, para kaybına gel, gel oğlu gel... Aklıllanmazlarsa internet orucunu uzatalım. İşte o vakit, aklı başında sermaye gruplarının, gidişata dur demek için ellerini toprağa basıp, ağır ağır doğrulacağına... Öeah. En azından götlerini kaldıracaklarına eminim.

Velhasıl bu anarşik yazımızda sayın okuyucu, sizi İNTERNET ORUCUna çağırıyorum.
Siz zamanı söyleyin, yerimiz zaten belli.

Biterken,
Bunu da kendime not düşeyim. O pikabı yaptır, o plağı çal. O ağudan iç, o dereden geç.
Kısmet Şov; bu Pazar, (8 Mayıs) Kadıköy Barlar Sokağı'nda, Gram'da. Siz 22:00 gibi orda olun, biz yarım saate toparlanıp geliyoruz.
Newer Post Older Post Home

20 vatandaş cevab hakkı kullandı :

Bunun tüm alanlarda örgütlenebilmesi, sosyal ağlara düşerek yayılabilmesi adına bu önümüzdeki cuma günü böylesi bir eylem koyulabilir mesela. Bloglar ve sosyal ağlardan eylemi örgütleyebiliriz.

Ne dersin?

Deniz said...

cuma çok yakın.
o zamana kadar örgütlenemeyiz.
ama örgütlenmeliyiz.
22 mayıs misal, ilk yürüyüş gibi, bir de böyle bişey yapmak lazım.

yayalım işte abi, hep beraber güçlüyüz.

Peki öyleyse, Ben 22 mayıs için çalışmalara başlarım bu geceden itibaren. Sosyal ağlara doğru yollanmasını sağlarım mesajların...
Hadi öyleyse başarılar...

ali said...

bence çok daha kalıcı bir şey yapmak lazım.
sen ve senin gibi düşünenleri hepsini bir araya topla sonrada benzin dök yak kendiniz.
olum dehşet olur be.
haa, bide hepinizin üstüne havai fişek bağlarız böyle renkli renkli ohhhhh,

Yazık!!!

Çok güzel yazı, eline sağlık. Hakkaten de, "herkes işine baksın!" Önce devlet işlerine bir bakıversinler...
Senden tarih bekliyoruz, sonrasında hodri meydan!

insanları kontrol etmek için tamamen serbest bırakmak yada özgürlüklerini konumlandırmak diye net ikiye ayırabiliriz, biz kimiz lan.. ayırabilirim..

100 senede oluşan yönetim biçimi bu dünyada, hepsi aynı yere çıkar.. açalım..

üç beş zengin ülkeyle en fakir ülkeleri getir şimdi gözünün önüne, ok devam..

seksi özgür bırakırsan duyguları, koşulları sıradanlaştırıp tek tip prototip yapımında çağ atlarsın, aynı şekilde yasaklar yada zorlaştırırsan duyguların da kullanım ömürleri var, hiç kullanılmadığı için aynı toplumsal sıradanlığa ulaşabilirsin.. (butor diyo, başka konuda diyo aslında ama ben bu kısmı çıkarıyorum, özet geçtim piç, herkes bilmiyo olabilir)

yönetim biçimi tek, kendimizi farklı görsekte farklı özgürlükler ve farklı yasaklarla aynı insan oluyoruz..

yağni, internet yasaklanabilir, tamamen serbestte bırakılabilir, bişi farketmez hayatımızda, öyle gibi hissederiz, yok diil annem.. hatta yönetici olsam komple bedava yapar her eve sokarım.. yazıydı, pornoydu, haber sitelerinde bikinili kızlardı derken evimizde iki metre kare odalarda sosyalleştiğimizi hissedip evrime ters yönde koşabiliriz.. risk tabi, kurulu bir sistemi bozmaya gerek yok, bizim sistem ufak ufak yol alma tadında.. ingiltere yada iran olmama sebebimizde ırk olarak yöneticilerinde bizim gibi korkak olması.. yap annem, yasak amına koim lan yasak de yada serbest takılın de..

neyse eğilim yasak yönünde, o halde tepki için, gerçek bir tepki için, tayyipi falan geç, insanların tepki vermesi için ya tamamen özgür olduklarını düşünmeleri gerek yada tamamen köle..

tahmini 20 sene uzaktayız bunun oturması için.. o yıllarda kaynaklarda sıkıntıya girer, sistemler, dinler falan filan derken temizlik başlar..

bi hayvandan örneklicektim, ali olsun örnek..

ali standart bi dünya aptalı, bu eleman birey olarak varolmanın delirmek olduğunu görmüş(hahha yarran başını görmüş neyi görmüş), o halde büyük komüne katılmalı, klişe üç beş atasözü, biraz bilmece kelimesi, az biraz da gazete okurluğunu bünyeye almış olmalı.. bunların yanına aile falan filan gibi seçmediğin sevgi bağlarını da ekleyelim, parti adı farketmez belki çevresinden, belki logonun renginden birini seçsin, bide takım tutsun ok.. şimdi ali diğer yedi milyarın benzeri bir prototip, insanların hepsinden sorumlu, insanların yaptıklarıda artık onun varoluşunun parçası.. bu adamın kendine gelmesi için aç kalması gerek, gerçekten aç kalması, ölmesi yada öldürmesi gerek.. bu adamın kurtulmasının tek yolu sistemin tümden iflas etmesi..

o yüzden bırakınız yapsınlar, bırakınız etsinler, elimizden şu an bişi gelmiyore..

momos said...

vay be, ikimizin de aklına benzer bir fikir düşmüş..
iki gün önce bende facebooktaki bir gruba benzer bir eylem önermiştim.
benimki de şöyle 22/8ta yasa yürürlüğe girdiği takdirde net aboneliklerini iptal etmek ve yasa geri alınana kadar da yeniden abone olmamak. ancak bu eylemin gücü katılımcı sayısında saklı. ne kadar çok olursak o kadar iyi.

abonelik iptali yenilgi veya pasiflik belirtisi olarak görülebilir ama bence değil, senin de belirttiğin gibi şu anki hükümetin gücü paranın bittiği yere kadar ve onlara karalarını geri aldırmanın tek yolu da sermayenin gücünü kullanmak. yürüyüş gibi eylemlere de çok saygı duyuyorum ancak bu karara tepki verenler olarak gerçek gücümüzün ödediğimiz parada yattığını düşünüyorum. yüksek katılımcılı ortak bir bildiriyle abonelik iptali bazılarını kararlarını gözden geçirmeye itebilir.

ali said...

isimler bak yav, kutsalfahişe, rene gilldort, momoş(nonoşgibi) yav siz konuşmaya bile değmez, bırak konuşmayı şöyle bir bakmadım bile. yahu bu ne biçim canlı profilidir. yeryüzündeki bütün canlılar bir kural üzerine yaşar, siden önce bunu düşünen hiç olmamış , hakkınızı yiyorlar, size haksızlık ediyorlar. bunlardan biride benim stanadart dünya aptalı, standart olmamak nasıl bir şey yav , anlatta sebeb ve delil göstererek, malum bi yerlerinden atarak değil, ha bide bu koyayım diyenlerin , bırak koymayı, hacet için bile çıkarabileceklerini de zannetmiyorum. zamane salağı beyinsizler. neyse, genel yorumumuza geçelim.
sevgili kim lan bu hayatımın erkeği bloğu takipçileri ve öylesine geçerken uğrayanlar;
bütün herkesin düşünmesi gereken yanlız bir gerçek vardır, aksini ispat edebilen varsa söylesin: ölüm
dün biraz önceydi, şimdi ; bir dakika sonra yaşayacağının garantisi varmı? yarın varmı? yok
neden bugün 09.05.2011 sabah saat 06:08 civarında deprem oldu, küçüktü ya büyük olsaydı? siz bilirsiniz. bu arada sebebi mesnedi delili olmayan söz hayaldir. kimin aptal olduğunada bu ispat eder. ne demiş ; biliyorsan konuş alim sansınlar, bilmiyorsan sus adam sansınlar.
deniz hanım; sizin blogunuz üzerinden başkalarına cevap verdiğim ve sizi meşgül ettiğim için özür dilerim.

Ben Face üzerinden şöyle bir yazı ile gruplara yollamaya başladım:


“Türkiye nereye gidiyor?” dost meclislerinin, haber programlarının, arkadaş muhabbetlerinin vazgeçilmez sorusudur yukarıda ki alıntı. Cevabı çok iyi bilinen ama korkulan, cevabı çok iyi bilinen ama susulan, cevabı çok iyi bilinen ama kendine dahi itiraf edilemeyen, cevabı çok iyi bilinen ama saklanılan bir sorudur da…
Artık soruları yanıtsız bırakmaktan vazgeçmenin zamanı geldi. Artık cevaplardan ürkmemenin, içimizdeki Oblomov’a bir tokat atabilmenin zamanı geldi. Kaldırın yüreğinizi ve dik durun gayrı…
“Türkiye nereye gidiyor?” Türkiye, parsel parsel satılmaya, Türkiye iç savaşa, Türkiye dünya emperyalizminin kuyrukçuluğuna, Türkiye sosyal adaletsizliğe, Türkiye iş güvencesizliğine, Türkiye yasaklara, baskılara, Türkiye dünya ve Ortadoğu gericiliğinin yoz, yobaz, ucube bataklığına doğru yol alıyor…
Cevap açık, net ve oldukça temiz ama eksik. Biz biliyoruz ki her soru cevaba, her cevap ise ona denk düşen bir pratiğe gebedir. Pratik süreçlerde sınanmamış cevaplar bir ayağı havada lafazanlıktan öteye gitmez. Bizler, yani bu ülkenin aydınları, demokratları, mahpusları, sürgünleri, ilericileri, kısacası emeğinden başka kılavuzu olmayan hayat işçileri lafazan olmadık bu güne kadar, bugün de olmayacağız. Olmamalıyız.
Bir yerlerden başlamak, tepkilerimizi örgütlemek ve aynı ülkenin insanları olarak baskı ve yasaklara karşı aynı oranda mücadele etmek durumundayız. Zor değil. Gelin ilk tepkimizi “22 Ağustos İnternet Darbesi”ne karşı verelim. Basit, yalın ama etkili bir çaba… İktidarın internet kullanımını sınırlayan, neyi okuyacağımıza, neyi izleyeceğimize, neyi yazıp neyi tartışacağımıza müdahale eden yasasını reddedelim. 22 Ağustos’un gün dönümü olan 22 Mayıs için sosyal ağlardan, bloglardan, forumlardan yani bizzat yasaklanmak, susturulmak istenen kanallardan sesimizi duyuralım, örgütlenelim… Tüm Türkiye’yi İktidarlara bir uyarı olarak, tepki olarak, cevap olarak bir günlük “İnternet Orucu”na davet ediyoruz.
Gelin 22 Mayıs günü 24 saatliğine internete girmeyelim. Gelin internet üzerinden reklam yapan, para kazanan sermaye gruplarına ve onların dayandığı iktidara bir cevap yollayalım. Bir günlük internet orucumuzu örgütleyelim, örgütlenelim. Kendi sosyal paylaşım alanlarımızda eylem çağrısını yayarak, bu girişime destek olalım.
Cevabı olan, söyleyecek sözü olan, pratiği olan her yurttaşı ayrımsız bir biçimde bu eyleme davet ediyoruz…

İnternet Sansürüne HAYIR!
Yasaklara HAYIR!

ali said...

yahu, abidik gübüdük adamlara laf yetiştireceğiz diye; esas itibari ile konunun özünü teşkil eden meseleleri konuşmamız gerekirken, bırakınız cevap vermeyi haşerat kabilinden bile sayılmayacak zerdüştler ile kelam ediyoruz.tabi boş, neticesiz lakırdı. neyse!
sevgili blog sahibi:
yukarıdaki yazınıza istinaden; kuzum kininiz ve düşmanlığınız kime yada neyedir? neden açık açık izah etmiyorsunuz, neden alaycı ve küsümseyici bir tavırla islam inancı üzere yaşayanlara karşı bu kadar sert ve tahammülü zor bir üslübla saldırıyorsunuz? inancamı? islamamı? müslümanlaramı? gerçek ve sizi üzen problem nedir? neden dile getirmiyorsunuz? itiraf edin!
yada isnad edin, yada açıklayın yada bizi uyandırın insanlık adına, meğer ki biz yanlış yolda isek!
ne tür mesajlar vermeye çalıştığınızı anlamakta zorluk çekiyorum ki zaten sizde konuşmalarınıza başlarken hemen suçluyorsunuz anlayışı kıt diye, eee anlatıverin zahmet olmazsa!!!
bu ne biçim bir hakarettir yav,
"Wikipedia'nın adıyla başlarım"
ne demek bu? neye saldırıyorsun?
ve ikinci pragraf:
efendiler, bütün dünyada internet özellikle ABD ve AB'de yüzde yüz devlet kontrolü altındadır. buradaki tek fark ondan nasıl faydalanalandığıdır. onların toplumu zaten bozuk dolayısıyla interneti hayat nizamı için değil, silah olarak kullanırlar ki bizim gibi namus, ahlak,insani ve kutsal değerler bakımından yüksek toplumların aşağılanması hareketi ve tüm işlevlerin yok olmasına yönelik. sizlerde bu amacın parçalarısız.
lafa bak, dolandırıcılıktan koruyacaksın, başka karışamazsın, peki altyapı kimin? kim sağlıyo hizmeti? ordaki dolandırıcılıktan kastın parasal işlemler sadece, sana kim diyo gitde internetten alışveriş yap diye, devletmi? hükümetmi? küçük kızı kandırıyorlar internetten çağırıyorlar kafeye, gidiyo salak, sonra tecavüz ediyorlar, öldürüyorlar, devlet ve hükümet suçlu , koruyamadı! ama karışamazsın, sen bileceksin ordaki bütün sapık ve dolandırıcıları anında yakalayacaksın , peh peh. ben niye düşünemedim acaba?
11 yaşında internetten sevgili bulup , çocuk doğuran normalde, evlenen işi doğru yoldan yapan niye yanlış? devlet onu niye yasaklıyo? ha? bütün dünyada özellikle ABD ve AB'de çocuklar cok kesin kanunlarla korunur, tek fark her ülkenin yaşayış şeklidir. atmayın, yalan ve asılsız suçlamalar yapmayın.
bu hükümet kadar, serbest çi bir yönetim, cumhuriyet tarihinde olmadı. ilk defa bu kadar serbest
milenyuma girildiğinde, neredeyse açlıktan komple nefesimiz kokacaktı, emekli maaşları ödenemeyecekti. hazinede bir kuruş para yoktu. şu anda Türkiye cumhuriyet tarihinin en zengin zamanını yaşıyor, sokak aç var diyen yalan söylüyor, açım diyen yalan söylüyor, zaten öyle söyleyende yok . milli şef dönemi hariç hiç bir zaman ben açım diyen olmadı, var ise yalan! ve istikrarın bu kadar tutarlı olduğu bir zamanda olmadı, var diyorsanız yalan söylüyorsunuz, ispat etmeyen şerefsizdir. o kadar.
sizi kime neye hizmet ettiğinizi açıklamaya davet ediyorum,
ispat edin, anlatın, ikna edin.

Sevgili Deniz;
Blogu karşılıklı bir tartışma platformuna dönüştürmeye niyetim olmasa da bir kaç noktada cevap olabilmek umudu ile yazıyorum:
Sevgili Ali;
AKP iktidarının yaptırımlarını eleştirmek müslümanlara bir saldırı değildir. Kaldı ki sen islamcı tabirini kullanmışsın ki ben bu tabiri de onaylamıyorum. İslamcı köken itibari ile islamı muhafaza eden, satan, pazarlayan ya da işleyen anlamına gelir. Herhangi bir ideoloji yahut din bir pazar konusu değildir, olmamalıdır. Öyle olduğu an samimiyetinden kuşku duyulması gerekmez mi?
İnternet yasağına karşı durmak eşittir şu ya da bu din ve ideolojiyi mahkum etmek olarak algılanırsa bir çarpıklık var demektir. Bu yasağa karşı gelmek gerçekler ile ilgilidir. Bildiğin gibi gerçekler daima halkın yanındadır. Oysa bu gün dünya üzerindeki iktidarlar, kimliklerinden ve ideolojilerinden bağımsız olarak gerçekleri manipule etmek, saklamak, saptırmak kurnazlığına başvurarak çıkınlarını doldurmanın yöntemlerini aramakta ve geliştirmektedirler. Bu iktidar olmanın doğasına içkindir. Ha siz buna çıkın demezsiniz de iktidar aygıtının meşruiyeti, ismini takarsınız. Adı önemli değil. Ülkemizde ki mevcut AKP iktidarının ve yerli işbirlikçilerinin de baskı, terör, tehdit ve göz altılarla yapmak istedikleri de aslında mevcut gerçekliği bir biçimde maniple etme çabasından başkası değildir.
Mevcut İnternet Sansürünü de (Filtre Kanunu) bu biçimi ile ele almak aydın sorumluluğu açısından su götürmez bir zorunluluktur. İnternet platformu bilindiği üzere gerçeğe erişmenin en ucuz, en kolay ve yalın yöntemi olarak enformasyon çağına damgasını vurmuştur. Medya tekellerinin gücü kırılmış, insanlar verilenle yetinmek durumunda kalan birer alıcı olmanın ötesine geçmiş ve iletişim çağının aktif öznesi olabilme imkanına erişmiştir. İktidar olgusunun yalan ile girdiği dolaysız ilişki düşünüldüğünde bu platformun ne denli büyük bir tehlike olduğu az çok iktidarlar açısından kavranmıştır. İşte yasağın o tüm popülist söylemlerinin altında yatan (Çocuk, aile, etik vb.) asıl niyet gerçeği tekel haline getirerek maniple etmek isteğidir. Bunu çıkarları yalana dayananlar çok iyi görmüşken ne yazık ki çıkarları gerçeklikten, onun dolaysız ifşasından yana olanlar aynı biçimde pasif kalmışlardır.
Hal böyleyken mevcut internet yasağı ve ona karşı mücadele salt bir iktidar-muhalefet çelişkisi olarak daraltılmamalıdır. Aydınlar, demokratlar insanlara bu gerçeği anlatmakla yükümlüdür. Aydın sorumluluğu da budur zaten. Tüm iktidarlardan ve ideolojilerden bağımsız olarak kitleler çıkarlarının doğrudan gerçek ile özdeşleştiğini anlamalıdır. AKP yanlısı olsun ya da olmasın, ilerici, gerici şu ya da bu isimle anılsın ya da anılmasın, vatandaş için sorun aynıdır. GERÇEK…
Mesele bununla ilgilidir. AKP bu günkü iktidarın adıdır. Bilinmez yarın kim olur. Ama kim olursa olsun bize düşen tek şey gerçeği korumaktır...

Deniz said...

@ali
takdir edersin ki hayattaki tek sorumluluğumuz blog yorumcularına laf yetiştirmek değil. o yüzden tam teşekküllü bir cevap alabilmek için biraz bekleyeceksiniz.

ben sokaklarda bi sürü aç insan görüyorum, pek çok hukuki açık, pek çok dolandırıcılık, çok kısa sürede çılgınlar gibi palazlanan yeşil sermaye kolları görüyorum.

lütfen hükümetinizin her açıkladığı rakama inanmayın. sadece bu hükümet özelinde değil, dünyanın tüm hükümetleri için bu geçerli. siyasetçi eşyanın tabiyatı gereği yalan söyler. halk onun için agu bugu diyen bir bebektir.

şeref meref, rum kızlığı beni geren ifadeler değil. hakikatten rum olabilirim, belki gerçekten şerefsizimdir ama siyasetin ne olduğunu biliyorum. insanları nasıl kandırdığını hem yatay, hem dikey olarak, hem tarihten hem şu günden referans alarak biliyorum.

internet bambaşka bir mevzu. ahlaki yüksekliği nasıl tanımladığınızı biliyorum ama benim için hiç bir önemi yok. ahlak ancak ötekine zarar vermediği zaman etik olabilir. inanç ancak sadece bireyi ilgilnediren bir mevzu olduğunda doğru uygulanıyor demektir. ve hiç bir dünya ülkesine referans vermeden rahatça söyleyebilirim ki, türkiyede her ikisi d yok.

inanmama özgürlüğüm de yok, ahlak sahibi de değiliz. o yüzden o taciz yazısını yazmak zorunda kaldım. çok ahlaklı toplumumuz tüm kadınlarına çocuk yaştan tacizde bulunduğu için.
bu bir misal. çalmalı, çırpmalı, kendi ailesini beslemeli hükümetimiz özal sülalesinden çok az farklı. farkları çok kalabalık olmaları, doymak nedir bilmemeleri. bi türlü doyamadıkları için, istanbulu hem tabiyat yönünden, hem teknik açıdan bitirecek 2. boğaz projesinden rant yemeye çalışıyor. çünkü o projeyi bir yakınına okutacak, oradan trilyonlar indirirken ülkenin 50 yıllık servetini hiç edecek.

internet diyorum, bak havada kaldı.
internet dünyanın en büyük enformasyon ağıdır ve hiç bir devletin vatandaşı üzerinde sen bilgiye bu kadar ulaşabilirsin gibi bir yaptırımı olmamalıdır. tabi mükemmel bir dünyada.

devletlerin enformasyon üzerindeki yaptırımlarını ve sebeplerini daha derinden anlamak için, 1984 romanını, ki filmi de var, önerebilirim. romanı tabiki daha iyi.

kısacası ali bey, size 4 yılda aldığım siyaset eğitmini hap yapıp yutturamayacağım için, ikna etmem o kadar kolay değil. size internet için çalıştığım 5 seneyi şurup edip içeremeyeceğim için karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi ifade etmem o kadar basit değil.

özetle, lütfen bana da inanmayın, farklı bir gazete okuyun, farklı bir kanal izleyin, bugün tek bişeye, yarın beş şeye farklı bakmayı deneyin. bişeylerin ters olduğunu önce hissedecek, sonra anlayacak, sonra da öfkeleneceksiniz.

o öfke noktasından sonra, hep beraber, daha iyi bi ülke ve daha iyi bi dünya için çalışabiliriz. size kızgın değiliz. çünkü aslında hepimiz biriz.

ali said...

sayın vuslat; hiç biryerde ve zamanda islamcı tabirini kullanmadım ve eğer öyle olsaydı zaten sizin söylediğiniz olurdu, tamamen aynı fikirdeyim. aynı doğrultuda olmadığımız bir şey var yazılanları nasıl okuyorsunuz bilmiyorum ama siz akp yi eleştirmiyorusunuz resmen devlete ve inancı olan insanlara saldırıyorsunuz ve akp nin yaptıklarını islam ve müslümanlıkla bağdaştırıp daha sonra yapılan yorumlarıda yazınızda tarif ettiğiniz saldır parçala yok et taktiği ile meydana sürüyorsunuz. eğer dikkatlice okursanız bütün yazıları mesnedi ve sebebi ile beraber yazılmıştır, bir öncekini bir sonraki ile ilişkilendirmeyin. eğer dikkat ederseniz söylemediğim bir sözün üzerine yaptığınız tanımlama ile yine bir saldırı içindesiniz, ve bir şeyi anlamakta zorluk mu çekiyorsunuz yada anlamak ve kabul etmemek mi istiyorsunuz çözemiyorum zaten bu yorumları da onun için yazıyorum siz neye karşısınız lütfen izah edin, ispatlayın , bir iki cümle yazıyorsunuz tamamen karalamaya yönelik ancak hiç bir mesnedi ve ispatı olmayan çamur at izi kalsın türü propagandasal lakırdılar. lütfen rica ediyorum açıklayın ispat edin.
deniz hanım,
öncelikle, burada kavga için değil, konuşmak için bulunuyorum. eğer yazılardan başka türlü anlamlar çıkıyorsa o benden değil, klavyeyi kullanamayan parmaklarımdan kaynaklanıyordur, bu arada ben bütün yorum yaptığım bloglarda gerek blog sahibleri ve gereksede diğer yorumculardan bilmeden veya heyacanla kalblerini kıracak bir şey yapmış olursam diye zaman zaman özür diliyorum, aynı şekilde sizlerdende. eğer birbirimizi aydınlatabilir ve gerçeği görmemize yardımcı olabilirsek mutluluk duyarım.
fakat, şu cümleyi söylerseniz olmaz, eğer burda bir yazı yazıyor ve yazınız birilerin tarafından hakaret vari sayılıyorsa ki bana göre yüzde yüz öyle laf yetiştiremeyiz deme hakkına sahip değilsiniz. sizlerle aynı fikirdeyim , niye yasak diye kızıyoruz, peki siz o sözü söylerken ne yapıyorsunuz?!!!!
gelelim diğer meseleye, bakınız hükümetler partiler tarafından kurulur, onların yapmaları gereken kanunlar çıkartıp devletlerini en iyi şekilde yönetmektir değilmi? peki devlet nasıl ve neye göre yönetilir? tabiki herşeyden önce işin içinde insan varsa ve eğer tarihe dikkatli ve doğru tarafından bakarsanız o çok özlediğiniz ve istediğiniz adelet , hak, eşitlik, kavramlarının sadece ilke olarak sözde kalmadığını bizim atalarımızın bunu hayata geçirdiğini ve dünya üzerinde nam saldığını ancak bir takım oyunlar ile kendi öz benliğinden uzaklaştırılıp batılılaşma hareketleri yozlaştırılıp az önce saydığımız ilkelerin ise yavaş yavaş zamanla yok olmaya yüz tuttuğunu görürsünüz. sizinle aynı fikirde olmadığımı mı zannediyorsunuz, tabiki eğer rant varsa birilerinin bundan faydalanmayı isteme ihtimali vardır, nasıl engellersiniz? yada engelleyebilirmisiniz? yok ama kontrol altına alabilirsiniz. bunu kim yapacak ?
son pragrafa cevap:
sizden bir yardım talep ediyorum, biliyorum hayır kurumu yada dar-ul aceze değilsiniz ama ,hayır için bir kaç örnek verebilirmisiniz nasıl farklı bakılıyor?
not: hiç kimse bu milletin değerlerini yok sayamaz. rum dur yunandır, inançsızdır, falan filan , nasılsa öyle yaşayabilir. kesinlikle bir itirazımız yok. ve artı sayın deniz hanım her iki konudada bildiklerim bana yeter, siz haplarınızı ve şurubunuzu ona ihtiyacı olanlara içirin , ben çok içtim zamanında. saygılar

Sevgili Ali;
Evet yazdıktan sonra tekrar okurken far ettim İslamcı demediğinizi ama sürekli bir tartışma olmasın diye tekrar yazmadım. Bu hata için özür dilerim. Ama onun dışında ki yazdığım her satırı tekrarlıyorum ve savunuyorum.
“Gerçekler daima halkın yanındadır” Kaypakkaya’nın daha öğretmen okulunda iken bir makalesinde yazdığı bu cümle oldukça net ve açıklayıcıdır. Demokratlar, ilericiler ve aydınlar olarak biz bu gerçeği herkesten daha çok bilince çıkartmalı ve savunusunu, toplum ve tarih önünde doğru araçlarla yapabilmeliyiz. Sınıf çıkarlarından, halkın iktidarından vb. tumturaklı söylemlerle bahsedenler de ne yazık ki çoğu defa anlık çıkarları adına gerçekliği manipüle etmeye çalışmış, onunla oynamış ve elden geldiğince üstünü örtmüş ya da budamıştır.
Neden yapmasınlar ki? Süreçlerin belli anları vardır ki hayatına, düşüncelerine bütüncül, diyalektik bir şema uygulayamayan birey anlık görüngülerinin etkisiyle kurnazlık yapmaya kalkar. O an için bazı gerçekler kısa vadede kaybettirecek bir görüngü arz ettiğinden gerçeği ifşa etmektense etrafından dolanmayı yeğler. Oysa kurnazlık Gonçarov’un bir romanında ifade ettiği gibi bozuk paraya benzer, o an için iş görür fakat birkaç bozuk para ile kaç gün yaşayabilirsiniz. Kurnazlık bütünü göremeyen zavallının bütünün ayrı ayrı parçalarıyla oyun oynamasından başka nasıl açıklanabilir ki? Oysa ilericiler ve demokratlar; biz hepsine birden halkımızın aydın kesimleri diyelim, gerçeği bütünsel olarak kavrar. İfşa ettiği gerçeğin günlük değil tarihsel koşullarını algılar anlar ve bunu muhafaza eder. Sonuçta görür ki gerçek, çıkınında değil, nasırında insan olanlarla her dönemde ve koşulda aynı saftadır, olacaktır, olmalıdır.
Şimdi siz İnternet yasağının tamamen ahlaki olduğunu söyleyerek savunuyorsunuz ve tepkimizi genel bir islami düşünceye karşı örgütlüyorsunuz. Sadece şunu söylemek isterim eğer İnternetten çocukları korumak ise amaç Aileler için programlar var zaten. Self determinasyon internette de yeterince mevcut...
Bakın siz iktidarınız ile övünebilirsiniz. Bense aksine ona karşı mücadele edebilirim. Ama inanın kimin kazanacağı belli olmayan bu kaos aralığında sizin de benim de geleceğimizi garanti altına alacak tek seçenek gerçeğe ulaşma özgürlüğü...
Bu herkes için ortak paydadır...
Ama yok siz bunu değil de iktidarı tartışmak istiyorsanız başka bir konu başlığı altında elbette yapabilirsiniz. Bizim derdimiz ise yalnızca yasaklar ile...

haha lan o diilde mailim zıpkın gibi fişşek gibi oldu, devamlı bu başlıktan mesaj boşalıyo üstüme..

ali lan git iki ekmek bi malbuş kap gel, hadi canım, heryerin sivilce olmuş az attır ablanın donunu koklayıp..

biterken, (kalıbı heryerime alasım var günün birinde biyerde benim adımla karşına çıkarsa şöyleydi böyleydi diye konuşmazsın dimi hayatımın erkeği, bide bu pazar maç vardı, ona denk geldi gösterin, bidaha ne zaman)

bitti lan ne biterken..

ali said...

özür diliyorum, tlf hatlarındaki bir aksaklıktan dolayı geç kaldım.
şimdi ben bir şeyi anlamadıktan sizde anlatmadıktan sonra bu tartışma böyle kısır döngü sürer gider. bir anlam çıkartmaya çalışıyorum ama sonuca kesinlikle varamıyorum. ha şu söylediğiniz çok doğru, herzaman her zeminde kim olursa olsun menfaat ön planda ne yazıkki bu tür yaşayış sistemlerinde bunun önüne geçilemiyor, kabul haklısın; iyide fert olarak yanlızca ben bilirim zihniyetiyle benim yaptığım doğrudur ispat edilmesede olur , nasıl olsa örgütlenmeyi biliyoruz yıkarız yeniden yaparız yaklaşımı ne kadar doğrudur. şahsi fikrim kesinlikle yanlıştır.( nasıl yapılacağı konusunu tartışmak istersen ispatlı daha önce yapılmış ve başarılmış kabul görmüş hatta karşıt görüşler tarafından takdir edilmiş yöntem vardır.) öncelikle hedef belli olmalıdır, şu cümleniz çok yanlıştır, "akp iktidarını eleştirmek müslümanlara saldırıdır" . hiç kimse size akp yi eleştirdiğiniz için karşı söz söylemiyor, tam tersine sizler akp üzerinden islama ve müslümanlara saldırıyorsunuz. evet bu bir gerçek; halbuki akp bir partidir, chp, mhp, bdp gibi tüzüğü üyeleri ve idare şekli aynı kanunlara tabidir, farklı bir şey yapmaz . ama sizler her durumda kendinizi aydın , demokrat(ne demekse), ilerici(nasıl ilerici olunur ,kimler niye gericidir bir açıklama yapılmaz) cumhuriyetin bekçisi ve gericilerin düşmanı olduğunuzu her fırsatta söylem yapar ama sadece cümle içinde kullanırsınız. yahu arkadaş nedir bu? diğer mesele, bu her cümlenizde geçen halk kimdir? halkın iktidarı ne demektir? halkın yanında olan gerçekler nelerdir? (dolayısıyla burda birde yalanlar yada gerçek olmayanlar var, onlar nedir). bu söylem şimdilerde sosyal demokrasi geçmişte kominizm, marksizim denilen ideoloji olup, söylemide uygulamasıda bir çok millet tarafından denenmiş ve aynı milletler tarafından ayaklar altına alınmıştır, sonu hüsran olacak bir görüşün her türlü yol denendiği halde geçmişte yaşatılması mümkün olmamışken bu fikirlerin kurtarıcı olacağını nasıl biliyorsunuz. bir düzeltme; akp kendisi olarak bir ideoloji, inanç yada adını ne koyacaksınız bilmiyorum o değildir. şahsen siyasi görüşümle hiçte uyuşmuyor , ve ben akp yi savunmuyorum, hükümetin yaptığı işin doğru olduğunu söylüyorum, senin yanlış dediğin gibi. ancak esas önemli şey bu ülke , bu millet için yararlı olandır, oda böyle bulunur.
internet yasağı mevzusuna gelince, bu tepkiye bir anlam veremiyorum, çünkü kapanmıyor, kural konuyor. ve deniz hanımın dediği bir şey var netten para kazanmak, bakın devlet halkı için en iyi olanı çoğunluğun, akademisyen , ve sokokta ki bilirkişi, mevcut kanunlar vs. vs. birileri para kazanacak diye, bir takım şeyler görmezlikten gelinemez, devlet görevini yapmak zorundadır. tabi bakış açısı çok önemli, ben onu yasaklamak diye değil, düzene koymak olarak algılıyorum. gerekli olduğunu düşünüyorum hatta daha fazlasının yapılması gerektiğini düşünüyorum. halihazırdaki gerçeklerin için den konuşmak isterseniz hazırım.
deniz hanımın son cümlesine:
daha iyi nedir? daha iyi ülke? nasıl olur ? örneği varmıdır? teşekkürler

Deniz said...

@ ali
daha iyi bir ülke şudur: tüm bireylerinin kanunlar karşısında eşit olduğu, adaletin doğru işlediği, sosyal sınıfların arasında uçurumlar olmadığı, insanların yaşantılarına "düzeltme" başlığı altında müdahele edilmediği, politikanın anlık değil, süreklilik içerisnde uygulandığı, toplumsal barışın sağlanabildiği, bla bla bla.

türkiye bir sosyal demokrasidir bu arada. hala deniyoruz kendisini yani. daha ismen tasviye edemedik.

akp nin bu ülkede yaptığı en büyük icraat halkın inançları üzerinden yeni bir ümmetçiliği uyandırmak ve o ümmeti beslemek oldu. tebrix. bunu ben bile yapabilirdim. oğluna gemi aldı ulan adam, unakıtan 5 senede 100 büyük şirketi içine girdi ülkenin. bu dümenin suyu nerden geldi demiyor musun? gerçekten mi?

internete gelince. sen istersen kendi internetine kural koydur. o adamların benim internetimi düzenleyecek ne deneyimi, ne bilgisi ne yetkisi var. neyi düzene koyuyosun bi de ya? içinde am geçen domaini kapatarak neyi düzene koyuyosun? pornoyu mu? para kazanan kimler, sokaktaki adam kim? hangi gerçek, kimin gerçeği?

internet globaldir ve global yasalarla düzenlenebilir. bunu yazımda anlattım.

tepkiye anlam verebilmek için daha fazla araştırma yapmalısın, neyi kime neden yasak ettiklerini anlamalısın, yasağın nedenini anlamalısın, bunun için de bildiğini sandıklarına bakmayı bırakıp, başka şeylere de biraz bakmalısın.

bu cevap verdiğim ve yayınlayacağım son yorumun bi de. yeterince zaman harcadık diye düşünüyorum birbirimize.

aranızda da küfürleşmeyin bu arada, çirkin, tatsız, gereksiz. bişeye küfredilcekse ben ederim amınakoyıyım.
eh be.

Anonymous said...

bu ali gerçek mi? o blog gerçekten var mı? üfürme mi yoksa?

Sevgili Deniz, fikirlerine büyük ölçüde katıldığımı söylemek istiyorum. Aslında daha bir sürü şey söylemek istiyorum ama Ali gelip bir şeyler yazıyor sonra, atarlanıyorum. Ali, internet üzerindeki kısıtlamanın başlangıç noktası olabilir. Onun dışında seviyoruz Ali'yi. Gerçekten.