Romantik Komediden Kaçış

By | 8/16/2011 31 comments

Mizaç itibariyle romantik komedi izlemem, izleyene de karışmam. Dünyanın en verimli ağlayan kişilerinden biri olarak, bu alandaki dirayetimi takdirle karşılarım üstelik; benim için romantik komedi defteri, Harry Sally ile tanıştığında kapanmıştır.

Çünkü hayatın fonunda konçerto orkestrası çalmıyor ve insanlar sağnak yağmur altında öpüşmeye o kadar da meyilli değiller aslında. Yıldızın parladığı anlar, harikulade rastlantılar, dolunaylı ve deniz kıpırtılı fonlar yalan. Yaşı geçmekte olan bekar kızları ve romansını yitirmiş evlilikleri yürüten diğer mutsuz kadınları uyuşturmak için projelendiriliyorlar. Pek çok diğer uyuşturucu gibi lazımlar tabi, ama almıyım bi yandan.

When Harry Met Sally'de bi insancıllık vardı hatırlarsınız; kızın gayet sinir bozucu şekilde ayrıntılı tarifleyerek içki siparişi vermesini seviyodu adam. Onu sevmesi de yıllarını aldı üstelik. Kız neyi seviyodu, şimdi unuttum. Ama Toskana'da bir bağ evi, kırda kelebekler ve bir gökdelen tepesinde buluşma yoktu diye hatırlıyorum. Yoksa var mıydı?

Neyse, topunun köküne kibrit suyu.

Konuya buradan girmemin sebebi, size bi öykü anlatacağım efendim. Adetim değildir ama oldu bi kere. Geçen gün, ben denyosu tek başıma Galata'dayım...

Şurdan başlamak lazım hayır; o gün epey de vakit harcayarak kendime yeni bi defter aldım. "Defter alımı" tek keyif aldığım alışveriş türü bu arada, "mükemmel defteri bulmak" benim için ivedi bi mesele, neyse. O deftere bir de Sylvia Plath illüstrasyonu yapıştırdım ki, ah, nefis oldu.

Yeni defterim, Türk kahvem ve sarma sigaramla, Galata Kulesi'nin tam altında oturdum, ritüelli bir yazma hevesiyle. Birkaç kelime attırıp etrafı süzmeye başladım. Yan masada karşılıklı kırılan gay çift, normalde güzel bi giriş olabilirdi. Ya da bölünerek ve konuşarak çoğalan İspanyol turist grubu, olamadı. Oturduğum yerde ilham arayışıyla kıvranırken, önce yaylıları duydum. Sonra vurmalılar ve nefesliler geldi. Müzikle beraber, karşımdaki masadan beyaz, hevınli tabir olunan bir ışık gözümü almaya başladı.

Kafamı kaldırdığımda korktuğum başıma geldiydi; beyaz atlı, pardon beyaz şortlu prensin inci gülümsemesiydi o ilahi ışığı saçan. Yutkundum. Bana doğru gülümseyen çok yakışıklı adamlara bünye alışık diil tabi. Daha çok kıyafetime laf sokan, ya da benle kavgaya tutuşan beyaz eşya mizaçlı taksicilerle geçiyor hayatım.

Bi kaç fingirdememe verdiği tepkilerle, prensin hakikatten beni kesmekte olduğuna iyice kanaat getirdikten ve prens zerrece utanmadan, şık bir defter çıkartıp yazmaya başladıktan sonra, aynı anda iki şey oldu. Ağlayarak gülme isteğine kapıldım; bu biiir. İkincisi, kafamda o sefil romantik komedi kendi kendini çekmeye başladı.

İtalyan yazar gençle, Türk yazar kız, dolunaylı bir gecede Galata Kulesi dibinde tanışıyorlar. Bakışıp gülüşmeler derken, kız giderken bi şeyini düşürüyor oraya. Cep telefonu numarası, içinde adres yazan cüzdan, cam ayakkabı... E oğlan da eşşek değil tabi, kızı şıp diye buluyor bıraktığı izden.

Hızlı çekimde bi takım mesire yerlerinde, el ele göz göze gezme planları görüyoruz. İtalyan genç tabi ki festival gibi sevişiyor ve zevkle yemek yapıyor. Yemek sahnesinde ağza kuruyemiş vermeli, yoğurdu pekmezi birbirinden dillemeli bi şekiller... Oluyo böyle şeyler çünkü.

Sonra, illaki salyalı sümüklü, havalimanlı bi ara ayrılık planı. Bir imtahan, bi özlem kabarması... Fonda mevsimler, o yazın hiti olacak slow parçayla geçiyo haliyle. Ve 110 uncu dakikada gelen sahne; yağmurlu bi Avrupa şehri, hüzünlü bi kafe, olmıycak bi rastlantı, iç acıtan bi not, ağlayarak buluşma... Ve final; Toscana'da, devasa bahçeli bağ evi, genetik olarak kusursuz 3 velet. Köpek ve şömine opsiyonlarımız mevcuttur.

Kafamdaki sinema, tutku ishali bir öpüşme ile son bulurken, bu kez Atilla Atalay'ın Sıdıkası ve Sıdıka'nın anası aynı anda içimde var oldular. Sıdıka;
- Ayyy çok güzell bu oğlan yaaa, aşık oldum gız annee!! inliyor, anası;
- Aşkını terlikle dövdüğüm... Sünnetsiz birine varırsan baban öldürür seni. Otur önündeki işini yaz! çemkiriyordu.

O esnada Deniz Özturhan ise, prensten yana bakmamak için türlü boyun tutuğu numaraları çekerek, yazıya konsantre olmaya çalışıyordu ama nafile tabii. Yaşadığım gerilime daha fazla dayanamayıp hesabı istedim, kalktım. Tam giderken prens, İngiliz dilinde ardımdan seslendi:
- Aferdersiniz miss. Acaba yemek yediniz mi? Akşam 10'da ne yemeği kalır amuğubüktüğüm,
- Yedim. dedim.
- Yaa nerde? uzattı beriki.
- Evde. dedim şaşkın, ebleh.
- Buralı mısınız?
- Ah evet. Siz?
- İtalyanım.
-Haa, şu gruptan mısınız? sordum İspanyolları göstererek. Kafamda biri "denyooosuuunnn!!!" diye bağırdı. Oysa anlayışla güldü prensim, belki bi kadeh bişeyler içmek isterdim?
- Bu akşam hiç içesim yok. Belki başka zaman. saçmaladım prensin feri sönen mavi gözlerine. Ve;
-E oldu o zaman, bay bay. geveleyip, götümü topuklayarak hatta, o romantik komediden kaçtım.

Şişhane'ye doğru inerken tabi jeton bi düştü; bu hikayeyi anlatacağım kız arkadaşlarım gelip bir bir yüzüme tükürecek, anlıma şaplak atacaklardı, "malsın kızım sen!" çemkirerek.

- Naaptım lan ben?" sordum kendime, bi cevap alamadım. O sıra Neva Şalom'un önünden geçiyordum, sanırım soruyu da sesli sormuşum. Kafamı kaldırdığımda Mossad ajanı tipli on kadar adam, dik dik yüzüme bakıyordu.

- Moruk yok böyle bi sinema. homurdandım.
Canım bi kadeh bi'şeyler içmek istedi. Yalnız.

Biterken,
Bunu alan şunu da aldı.
Görseli nerden aparttığımı hatırlamıyorum, yazısını elledim tabi.
Perşembe Dogzstar'a gelceniz mi? O İtalyan'ı da getirin gelirseniz. Kısmet Şov kapsamında, on femme fatal gücündeyim. 18.08.2011- 22:00.
Newer Post Older Post Home

31 vatandaş cevab hakkı kullandı :

Anonymous said...

komik olmuş, ama senin açından o kadar da komik olmamış sanki.
yine evde kaldın sevgili Deniz.
buna ne diyeceksin?

aman iyi olmuştur kesin. o toskana villasının bodrum katında kadın kulağı kolleksiyonu yapyodur benim bulacağım İtalyan. ya ne olacağdı ya?

neden yaptın bunu?!!!!

foondah said...

dünyanın her yerindeki romantik komedi mağduru yaşı geçen genç (!) kızlar adına soruyorum:

NEDEEEEEĞĞĞĞNNNN ???!!!

Anonymous said...

şimdi "galata'da bir italyan'la tanıştım, tam senin tipini tarif etti, onu bulana kadar ahanda bu noktadan gıpırdamıycam" dedi desem, galata'ya kadar ana avrat koşup tam bir iki adım önce yavaşlayıp saçlarını düzeltirmişsin gibi geldi. görüyoruz, romantik komedi kodu işlemciye nasıl da kaydedilmiş yıllar yılı..

znpzsy said...

Herkesin başına gelebilir be canparem. Kendini heder etmeyesin. ...Şaka lan şaka, biz hiçbir kısmeti tepmedik çok şükür- festival gibi sevişiyoruz hep. O villadan bu villaya, dayalı döşeli sevişiyoruz. (İtalyanları toplayıp toplayıp dökücem kucağına Deniz. Canımsın.)

bu yazının yorumları hayatımın ışığı oldu.
@znpzsy çok güldüm allahsız.

içim acıdı resmen ya.
foondah ile kanon halinde uzatmak istiyorum: NEDEEEEEEĞĞĞN?!

uyduruk bilinçaltı tespiti: o sylvia plath ortamda olmasaymış iyiymiş.

bir bütün olarak dil altına alamasakta asit işte dilden, topuktan giriyor bünyeye.. hep yanlış an gibi..(hayatımda bir kere daha yanlış mı yalnış mı diye sorarsam kendime sülalemi siksinler (sülalemi sikiyim, banane siksinler))

romantik komedi var, bizzat şahitim, böle ay ışıklı, yağmurda ıslanmalı falan.. belli bi ivme yakalayınca trajedi-komedi-trajedi-komedi tenis sekansına dönüyo ama.. ondan sonrası yer misin, yemez misin erol taş tripleri.. kah hulusi baba popomu okşuyo, kah gülşen bubikoğlu makas alıyo yanaktan.. (kah!? ahahahh)

çoğunluğu bütünün tamamı olarak görürsek deniz kızı (isme kız ekleyince deniz kızı oldu, klasik kalıbı sende kullanamıyoruz anlaşıldı o) aşk yok.. sevgi falanda yok.. iyi de yok.. duygularda yok..

istisnalar geri kalan çoğunluğun yanında yaşamayı gerçekten hakedenler.. gerisi çöp.. değersiz, anlamsız..

sıkıldım..

Hande said...

Ben olsam bi şans verirdim sonradan pişman olmamak için :)

ayağa gelen italyanı tepmek çok günah. 10 türke versen belki günahını temizlersin. o da belki.

@atgotten on türk çok acımasız olmuş. iki alman - biri alamancı- bi ispanyol diyelim. noolur?

amın feryadı ne ironik bi küfürdür. ne zamandır denk gelmemişti. büluğ çağında kullanırdım. hatırladım güldüm.

bir alamancı çok sevap.

bu arada biz size gelip bitlencektik bugün ama artiz olunca telefonları açmadın. yoktuuuun yoktuun yoktuun deniz. bir gösteri çıkışı basına poz verirken topuğuna sıktıracağım. yapacak başka birşey bırakmadın. boşuna boşuna ah boşu boşuna deniz.

yeliz said...

çok okuyorum, ilk kez yorum yazıyorum, samimiyetimi mazur gör , e mi:)

daha çok romantik komedi yazıyorum reçetene. Bir süre sonra gerçek sanıyorsun ayağına gelen kısmetleri depmiyorsun:))

juventus - milan maçını üst yazıcam bi sorsana benim için

Anonymous said...

(bir arkadaş ekolü) bir arkadaşın yazı üzerine notu : "festivalden ziyade bizim yayla şenlikleri daha eğlenceli geçiyor ara ara." "bir italyanın tuttuğu takım yenildikten sonra tadına bakmış mı tadına?" dedi bir de kendileri..

(hayat futbola fena halde benzer)

maksat havamızı bulmak diyorsa o başka hikayenin konusu olmalıymış..

kısmet şöv'ü vakit bulursanız ankarada da görmek niyetindeyiz..

yael said...

CV'ye beynelminel bir isim yazabilmek boynumuzun borcudur lakin cok zor elde edilen bir basaridir. Bunu goz gore gore tepmek ayiptir, ayp etmissin Deniz. Kendin icin istemesen de tum Turk kizlarin icin yapmaliydin...

20. yorumum kendim olmak istedim.
son kararım; pişman değilim ama bi daha rast gelirsem acımam.

kısmet şov bu kış ankara'ya eskişehir'e felan gelir bence.

yazık olmuş ceylan gibi italyan'a ve müstakbel romantik an'a. o sırada galata kulesi arkasından bi dolunay çıksaydı n'olurdu sanki. peh! beraber yemek programı yapar, parmesanlı şaraplı şekil ederdiniz yav!

Jule said...

Ikinci adamla evlenmis biri olarak yaziyorum (esas adam 14 yasimdan beri Mr. Darcy, uc dilde kac sefer okudum kitabi, her seferinde ayni ask). Epeydir sizi okuyorum ama ilk kez yorum yaziyorum (nedense begendigimiz bir seye tesekkur etmekte cimriyizdir ama kizmada ve elestiride cok comert, utandim simdi). Cunku kendimi tutamayip cok kotu bi sey yazacagim, siz "doof"sunuz Deniz Hanimcigim (hakaret kelimeleri Almanca'da sanki daha bir anlamli oluyor, ben Almanya'dan yaziyorum bu arada). Bunu nasil yaparsiniz, nasil esas adamla birlikte olma sansini boyle elinizin tersiyle itiverirsiniz? Bi de utanmadan bize anlatirsiniz... Belki de o "Hayatinizin Erkegi"ydi.. Schade!

tamam, vurmayın artık, kız öldü. herkes bu altın sıçışı bekliyomuş. aaa.

(hayatımın erkeğini skiim diye adını şeyetcem blogun, sonra gelsin straponlar, gitsin internet sansürleri.)

momos said...

erkek hakkında bildiklerimiz ;

1 - italyan.

2 - beyaz, hevinlı ışık. (muhtemelen lazerli anahtarlık işi)

2 - beyaz şort. (bacaklar fora)

3 - inci gülümseme (sağlına düşkün)

4 - mavi gözler (fer fer parlayan, yeri gelince sönen)

5 - tanımadığı birine seslenme cesaret. (ancak kibarlık ömür boyu.)

bilmediklerimiz,

1 - yaşı
2 - medeni hali
3 - iş güç / uğraşı
4 - hobileri
5 - adı
6 - geçmişi
7 - geleceği
8 - tutkuları
9 - zaafları
10 - facebook hesabı
11 - tlf no / herhangi bir iletişim bilgisi
12 - sevdikleri
13 - sevmedikleri

birçok romantik film the italyan hakkında bildiklerimizden azıyla çekilmiştir. kimse de hikayenin gerçek sonunu bilmediklerinin tayin ettiğini aklına getirmek istemez filmin sonunda. ne de olsa 2 saatle sınırlı bir dünya ve bir süreliğine bizi kendi dünyamızın dışına atmasından başka ne isteyebiliriz ki. filmler için geçerli olan bu argumanın gerçek hayatta da geçerli olabileceğine dair inancın bu kadar populer olması enteresan. kimse filmdeki aşklara inanmasa da başına gelmesini diliyor, geldiğinde görmezden gelene de bir tekme bizden olsun diyor. ve o yine aynı kimse de inancının geçici, aslolanın gerçekler olduğunun da farkında.

yazının esas kızı isteyerek istemeyerek, bilinç altından gelen bir dürtüyle gerçekçi davranmıştır. bu ona öğretilmiş bile olsa artık kendi gerçeğidir, bir daha ki sefere nasıl davranacağını kimse bilemez, bu tecrube ona yeni bir gerçek öğretmiş olabilir, hayatında karşısına böyle bir film fırsatı da çıkmayabilir önemli değil, önemli olan yazının esas konusuyla tutarlı davranmış olmasıdır. romantik komedilere mesafe koymuş bir yazarın önüne çıkan ilk fırsatta meg ryan rolüne bürünmesi okurlarının gözünde inandırıcılığını yitirmesine sebep olurdu bence. o yüzden benim inandığım yazarın okurlarını hayal kırıklığına uğratmamak adına, ehemmiyetle dişi yorumcularından yiyeceği paparaları tahmin etmesine rağmen, yoluna devam edip mossad ajanı tipliler ile karşılaşmayı tercih etmiştir. sondaki yalnız içme sahnesi de romantik bir öğe bekleyenlerin suratınadır.

ailenizin yorumcusu seattle dan bildirdi.

not: sally ne sevdiğini hiç bilmedi. gökdelen tepesinde buluşma sleepless in seattle filmindeydi. kırda kelebekler çokca austen uyarlamalarında geçiyor. ama en iyi bright star filminde kullanışmış bir imge. toskanada bağ evi de avrupa filmlerinin vazgeçilmez mekanı. en son Aslı Gibidir~Copie Conforme adlı sevgili Kiarostami'nin son eserinde kullanıldı. belki bir gün, çok da uzak olmayan bir gün tanıdık bir yönetmen de galata kesişmeleri tadında bir yapıt koyar ortaya da hep beraber izlemekten bayılırız.

@ momos nerdesin yaaa?
çok güzel demişsin, yazıyı silip, yorumu yayınlamak istedim bi an. ama o da ayıp.
mersi canım.

momos said...

Tatildeydim ayıptır söylemesi. aslında oradan da koparmadık blogla bağı ama nedense ne yazacağımı bilemedim, ta ki jule'nin yorumunu okuyana dek.

yazıların dursun aman, ben kulübe golcüsü gibi maça sonradan girdiğimde etkiliyim, böyle iyi. arada ukalalığımız olursa affola.

öpüldünüz efendim. en yakın şovunuzda görüşme dileklerimle.

Anonymous said...

basiretin bağlanmış, olur oyle. birkac verişe açılır o... uzulme, what goes around comes around.
demet

Anonymous said...

Butun romans kliselerini yasadim ben, benzer bir tanismanin ardindan. Oluyor yani gercek hayatta da. Disardan bakinca eminim cok bayiktir; ama icerden romantik filmin allahini yasadik. Cocuklarimiz da eminim bizim kadar yamuk olacak eminim. Toskana'da villamiz yok; ama apartman dairemizde mutluyuz. Ama birak ya. Sen kesin prens balkabagina donusur geceyarisi olmadan diye korkuyorsun. Korkma. Cok cok kabak receli yapar, blogundan bize yedirirsin.

Denizim bu işler kısmet işidir. Beyaz şort dişimde hafif bir sızı yarattı zaten. O saatte yemek yiyenden sana ileride hayır gelmez idi ayrıca.

Bir de ne İspanyol, ne İtalyan...Yunandan şaşmamak lazım.

dahsin said...

bi hafta önce otizm vakfının önünden geçerken bana doğru bakanın sen olduğundan kıllandıydım. ismini bilmediğimden kim lan bu hayatımın erkeği siz misiniz demek çok saçma geldi. eve gelip facebooktan arkadaşlık isteğini çaktım hemen. tam da yağmurlu bir istanbul gününde arkadaşlık davetim kabul gördü. fotoğraflarıma az çok bakmıştır yolda görse tırsmaz diye bir sigara süresi bekleyip şansımı deneyeyim dedim aynı yerde. bünyesinde öğlen yediği pilav üstü döner olan bir türk erkeğinin romantikliği o kadar olur. yağmurda durmuştu zaten

Ofans yapmak istemem ama bu öküzlükleri italyan yapınca romantizm çağrıştıran bir yazı, türk yapınca bildiğin safi öküz oluyor işte. (çok milliyetçi tınladı biliyorum ama öyle... gibi.. galiba.. değil mi?) Beyaz şortla gülümseyerek defter çıkarmak falan... Of abi o ne... Bir de seni çiziyormuş numarası çekseymiş keşke. İtalya mitalya, sanat manat hani ressam messam ooh mis.

Hep bu romantik filmler yüzünden işte.

Çok fazla iyi yazıyorsun Deniz Özturhanı. Bayılıyorum yazılarına, sonra ayıldıkça takip ediyorum.