Viyana; Yine Kapıdan Döndük

By | 10/04/2011 8 comments

Sultan Sülüman Viyana kapısına ilk dayandığında, Kont Nicolas şehri savunmak için dış mahalleleri tamamen ortadan kaldırmış. Şehrin etrafına da, Osmanlı toplarının yıkamadığı, yukardan bakıldığında yıldıza tekabül eden, açılı surlar ve hendekler inşa etmişler. Wikipedia tr'nin lafına inanılacak olursa, zaten Sülüman şehri almaya çok da niyetli değilmiş. Sefer esnasında "İstesem alırım ama buraları bakmak hep para, biliyo musun?", tarzı konuşmaları olmuş.

2. Viyana kuşatması Kanuni kadar ihtişamlı bir padişah tarafından yapılmadığından, tarih bu kapıya dayanma-dönme seferinde "biraz hatalı yaklaşıldığını" kabul ediyor. Avcı lakaplı 4. Mehmet ve ekibi, kış şartlarını felan hesaba almadıkları için, Osmanlı ordusu Viyana kapısından bir kez daha eli boş dönmek zorunda kalıyor.

Bizim Viyana kapısındaki derdimiz, aslen zamansızlıktı. Hepi topu 2 gün süren gezimizde, Viyana binalarının ancak dış cephesini görebildik. Kapıları çalıp içerilere girmek, soğuk ayranlarını içip, hal hatır sormak mümkün olmadı. Halbuki ben isterdim ki o sarayların içerindeki duvar resimlerine, süslemeye, kraliyet dekorasyonuna bakayım. Kısmet değilmiş.

Artık gezi yazısı yazmada acık mesafe kaydettiğimi umarak, sana Viyana'da gördüklerimle alakalı, maddelenmiş bilgiler aktarmayı planlıyorum tırtıl okuyucum.
Viyana dediğin, ecdadının kapısına kadar yürüyüp döndüğü şehir ve içinde şöyle şeyler var:

  • Viyana Sokaklarından Manzaralar
Kendisi 2. dünya harbinden de sağlam çıkmış ballı bir şehir olduğundan, görkemden, tarihten içimi ezdi. Innerstad denilen yerde epey bi yürüdükten sonra, Tuna sanarak ancak onun bir kanalına varabildim. Kanal çevresinde ise, artık benim için medeniyetin ayrılmaz parçası olan "sokak sanatı", yani grafiti cenereyşın tarafından selamlandım. Yine o mevkide, gündüz kaput gece hırt mizaçlı, gotik kulüpleri gördüm. Ortam nasıl bilemiyorum yannız, sonra gidip kedinizi kestirmeyin.

Kulüp demişken, Karlzplatz'da Blunt diye bi yere gittik. Kalite olarak, eski Pendor'un Viyana versiyonu. Simit konseptli partide Japone tombul kız dev simitle hulhop çevirirken, İranlı rapper dis yaptı. O esnada kapıda erkek Marilyn Monroe, kadın Joaquin Cortéz ve lokum bir gay daha muhabbetteydiler. Ha bi ara mekana hipster Kıvanç Tatlıtuğ geldi. Bizi nur ve radyasyona tabi tutup, "dengim diilsiniz" diyerek gitti sonra.

Viyana'nın bahçeleri meşhur; Belvedere sarayının bahçesini, Stadpark ile beraber, arzu etmeme rağmen göremedim. Neye niyet kime kısmet tarzında lakin, Jager dikleyerek Volksgarden ve Resselpark'ta baya takıldım. Enine boyuna her yer bank, çimen, pırıllık. Anlayacağınız Viyana belediyesi tıpkı İstanbul belediyesi gibi; "Ey insanlık yayılın, buralar hep sizin! Gece, gündüz, ne zaman isterseniz, sokakta yiyin için. Bakın buraya da sirk koyduk, çoluk çocuk gelin." anlayışına sahip.

(Şaka lan şaka. İstanbul'da değil şehrin göbeğinde sirk, güneşlenme, piknik imkanı, bizim sokağa masa atacak durumumuz yok. En son bankı da 4 yıl önce, 1 Mayıs'ta yakmıştık. Küçük Armutlu'dan sevgiler.)

Şehrin trafiği gözlemlediğim diğer Avrupa kentlerine nazaran yoğun. Havaalanına giderken tam 2 kere kırmızı ışıkta bekledik. Bana bi dokundu bu, hemen eksi notumu verdim. Bisiklet olayı da o kadar yagın değil, kredi kartıyla otomattan kiralanıyor. Günlüğü 6 yuro. Kaybedersen 600 yuro cezai şebekesi var.

  • Alışverişten Medet Umma

Şehirde kıyafet dükkanları ve vitrinleri fecaat. Hayatımda bu kadar zevksiz giyimi bi arada hiç görmedim. Düşün ki ben her gün Bomonti tekstil atölyeleri mevkiinde bi ajansta çalışıyor, akşamları Osmanbey'den eve yürüyorum. Öte yandan tüm bu kiçlik ucuz da değil. Dünya gözüyle 45bin yuroluk saate baktım vitrinden. Bir de korse dükkanı gördüm, o ilginçti. Rus kızı olsam daha ilginçti lakin.

Viyana'da bi tek market ve yiyecek alışverişi çok zevkli olabilir; peynir, et, şarap ve diğer içkileri çok çeşitli, bize göre pek ucuz. Spar ve Billa diye marketler var, ama akşam taş çatlasa 19:30 a kadar var. Sonra her yer kaput. Tedariğinizi ona göre vakitlice yapıcaksınız.

Sokaklardan son detay, umumi tuvaletlerden gelsin. Kadınlar için işemek 50 sent. Erkelere gene her yer pisuar. İş bu sebeple, mevzu için kafeler tercih edilebilir. Benim girdiğim bi kafenin tuvaleti tamamen motşın sensörlü, Nivea krem ve prezervatif otomatlıydı. Otomatı sırf denemek maksatlı kullandım tabi. Aldığım sonucu "önce insan" bölümümüzde paylaşayım dilerseniz.

  • Önce İnsan
Pek kaynaşma fırsatımız pek olmadı ama Viyanalılar benden Amsterdamlılar kadar nefret etmedi. Belki tanısalar sevmezler. Yalnız prezervatif otomatını, hem de gün ortasında kulladığım kafedeki teyze, bakışlarıyla adeta beni dövdü. Belki "Herkes yavrularken sen niye boş oturuyosun?" demeye getirmiştir. Tam bilemedim.

Jön Vieners "Avrupa nüfusuna katkı"ya Berlin'den 2 sene önce baş koymuş. Bunların çocuklar tam kıvamında; sevimli ve yürür haldeler. Öyeli ki, yerden 50 cm yüksekte sarı kafalar kımıldıyor, çantana atıp kaçmak istiyosun. Bi de "Melis"ler var tabi, her 10 kızdan 7si Melis. 7 Melis alana 8. bedava. Melis kim? derseniz, sarışın, beyaz, süzgün yüzlü, latif kız kendisi. Ağlamayanı.

Nüfus az olunca tabi, sokaklar genelde boş. Kanal civarındayken 2 kez hava saldırısı sireni çaldı. Ne skim olduğunu anlamadığım gibi, sokakta durdurup soracak ilaç niyetine 1 adam bulamadım. Akşam üstüne doğru yannız, bi hareket, bi kalabalık, bi müzik. Baktım "marihuana destekçileri" yürüyüş yapıyor. Bob Marley çalan kamyonlardan bira dağıtılıyor, sloganlar, pankartlar, yalın ayak, perperişan hippiler.... Adeta bir can pazarı.
Zor yani onların da hayatları, bunu anladım.

  • Sanat Sepet İşleri

Viyana için "ay çok sıkıcıa" diyen çok insan gördüm. Lakin ayıp ettiklerini düşünüyorum. Müze bölgesi ve operası yeter, ki kimbilir daha neler var. Biz ordayken "uzun müze gecesi" diye bir festival vardı ve 13 yuro verip 18:00'den, 01:00'e kadar tüm müzelere girebiliyordun. Üstelik müze bahçesinde tanesi 12 yurodan Mai Tai de içebiliyor idin. Tüm şehir gençliği ordaydı, gözlerimle gördüm. Bir de Egon Schiele ve Klimt gördüm tabi. Resimlerin dibinde uyumak istedim, bırakmadılar. (Egon ağlattın beni piç. Ama zevkten.)

  • Yiyemedim, Sori
Ayıptır demesi otele yöreselinden, sosisli- somonlu kahvaltı koymuşlar, akşama kadar acıkmadım. Ne o meşhur dondurma, şekerleme ve pastalardan, ne de şinitzel, bi skim yiyemedim. Arkadaşın yaban mersini soslu şinitzelinden tattım, abartılcak bişey yoktu gerçi. Yemek ortamının fiyatları bi ilginç geldi. Butik-lüks restoranlardan ziyade, Nasch Markt pazarındaki Asmalı tarzı kafeler daha pahalıydı. 2 kişi 50-60 yuroya yolu var. Su bile 1,7 yuro. Berlin'in 2 katından fazla.
Bişey demiyorum ama ayıp.

Yazımızın şu noktasında artık bi durup sormak istiyorum saygıdeğer kelebek okuyucum; yeterince uzun bir Viyana yazısı mıydı? Tatmin oldun mu? Yoksa baygon musun sen yine? Benim gibi boynu bükük, gözü yaşlı, İstanbul'da?

O zaman hemen şey yap, Çok Gezenler Kulübü'ne git bi bak. Orda 10 ekime kadar bilet kazanma şansı var, başka gezi yazarları, başka destinasyonlar var. Bi de Pegasus'ta gidiş dönüş 300-400TL arası bilet gene var. Önümüzdeki ay Pegasus'a atlayıp git bi Viyana'ya bak mesela.
Biraz soğuk olur ama olur yani.

Biterken,
Bitsin bence.
Ha pardon, kısmet şov 13 ekim'de Leman, 20 ekim'de Karga'da. Hatırlatcam bunLARI.
twitter/yanilgi.

Newer Post Older Post Home

8 vatandaş cevab hakkı kullandı :

naschmarkt'ta ne yediniz 60 euroluk?! :) ama evet orası pazar kılıklı olmakla beraber biraz kazıktır.

o küçük sarı bebeleri ben de kaçırıp evimde beslemek istiyorum bazen "aa burda yapılmışı varmış" diye.

avusturyalılara çok bayılmıyorum ama viyana'yı seviyorum

ay aman gitmiş kadar oldum bilet alıp gitmem ben artık oraya 'pegasus duysun gıcık olsun hehhee' benim gitmediğim her yer gidene zehir zıkım olsun:)) havamdayım bu gün daa devam edeyim mi? ( kem göz,elektro nazarda yorumun içine işlemiş olup, okuyanada kosun :P ) ..kıskanç mamba..

momos said...

viyana hep görmek istediğim şehirlerden biri olmuştur, kısmetse yazın trenle gezecez tüm avrupayı ailecek.22gün 10 şehir.

ben yine de kulübe de üye oldum, şanslıysam kazanacağım biletlerle de bir ön tur yaparım.

indirim de bile olsa almam viyanayı, tamam bahçeler, melisler, pastalar, çörekler hepsi çok güzel ama istanbul neyimize yetmiyor. ha bir aslan berlinli veya kibar londralı veya asil viyana eşrafı çıkar da momosum gel bi şehrimize buyur, kal istediğin kadar, al sana bir oda üniversiteden içeride çalış sabahtan akşama, ister oku beynin çatlayana dek, ister yaz kanın bitene dek, ister de hiçbir şey yapma ve bunu anlat seni dinlemek isteyenlere derse o zaman iş değişir. istanbul götümü yesin efendim o zaman, sonuçta insanın yeri nefes alabildiği yerdir.

yaa buraya yorum atan bi hatuna baktım, sonra ordan oraya kadın bloglarını dolaşmaya başladım.. viyana falan çok geride kaldı..

beğendiği ayakkabıya şiir yazan kız gördüm.. artık hiçbişi eskisi gibi gelmemeye başladı..

bi yerden sonra bu sikilir, bu sikilmeze döndüm, çirkinleştim ama devam ettim.. sonra zaten gösterilmeye çalışılan şeyin sikilebilite (ohoho) olduğuna kanaat getirdim.. eğer bu yetenekse çoğu bundada yeteneksiz.. bu hatunlara havuz vermicen bide onu anladım, havuz bulan makinesini elbiselerini kapıp kendini çektirmiş.. lan bide sokayım telefonunuza iki elbise az alında adam gibi bi makinayla çekilin bişi yapın..

viyana iyiymişte bu taraftan siklenmoor pek.. viyana yani, desen ki viyanaya gittim bi ortamda sessizlik olur sonra hiç söylenmemiş gibi yapar insanlar.. büyük ihtimal gitmeyen için viyanayı bize tarif edicek filmler izlemedik, kitaplar okumadık, ilk anda aklımıza hiçbişi gelmiyo.. öyle olunca konu içme suyuyla benzer özellikte sıkışıyo.. ya işte bu sertmiş, bu yumuşakmış, bitti..

şehir iyidir güzeldir ama hayal de olsa bi kurgu koysan, aynı çocukla üç ayrı yerde karşılaşsan, biri müze içi olsa arkasında x resim olsa, birinde meğer aynı hostelda kalmışsınız da son gün farketmişsin, yoksa erirmiş için olsa, birinde kaçırsan otobüsü ama meğer metro süpermiş vakit kaybetmemişsin de ordada bir sokak çalgıcısı sana özel yarram sonatı attırmış olsa.. falan filan olsa da bu bizim için tatsız şehre iki perspektif atsan, bi ters ışık koysan..

melis fotosu koysaydın la bari, melis melis diye ağlıyoruz burda..

@rene - 2 günde seni tatmin edecek bi yaşanmışlık olamadı tabi. kısmet başka şehirlere.
öte yandan melis diye yanlış yerde ağlıyosun. avrupanın herhangi bi şehrinde ağlasan, gözyaşların en yakın melise doğru süzülür-idi.

ahah laf girdi..

melis hasretiyle böğrüm yanmıyo çok şükür.. ama esmer, yanık, kavruk hatun yerine tercih ederim tabi..

kavruk hatun ; 3. selim'in annesi..

rene, o hatuna ben de baktım ve şu an ardından sürüklendiğin yolu görebiliyorum.

hevesli devam edip daha içlere girdikçe yemekli bloglar başlıyo ki orda artık göbek atıyoruz..

"kocişkoma pazı dolması yaptım" (uyduruk tabakta en kalitesizinden bi fotoğraf) sonra ki yorumlar, ellerine sağlık x 20, cevap, kocam da yedi çok beğendi..

hacı uyanın geldik, hadi kalkın..

zeytinyağlı prasa tarifi..

pazardan bir kilo prasa alınır (market karşıtı jargon gelişmiş bunlarda bide, ne demek olduğunu anlıyorum da, ne demek ki şimdi bu)
prasalarımız (onlar artık bizim pırasalarımız, sahiplendik, kütüğümüze geçirdik) parmak boyu kesilir.. parmak boyu ne ablacım, hangi parmak, benimkiler uzun misal, koca prasayı üçe mi bölelim, ikiye mi, sekize mi, enlemesine mi o parmak yada..

neyse en sonunda "işte hazııırr.. afiyet olsun :)"

vay amığa koin evrenin sırrını çözdü kadın, teyze, her neyse.. çoğuda 30 yaş altı, o kısmı anlamadım ben, 30 yaşın altında evlenince bi embesillik çökmüş üstlerine..

hahah dur bide şey gördüm, bunlar buluşka, toplaşka geyiği bişi yapmışlar bisürü.. eski altın günlerinin modern hali.. kısırlar havada uçuşmuş, birbirlerinin kısırlarını oylamışlar kazanana mutfak önlüğü hediye etmişler..

lynch'te film çekiyo hala, hacı bırak o tarafı gel bi kırşehire gidelim senle, muhollandın kralı orda, gerçek yaşam deneyimi, 6d, kokulu, dokunmalı..