Yaratıcı Kadının Hayatta Kalma Kılavuzu

By | 11/18/2011 71 comments
Simone de Bualemgötünekurbanivoir- Şikago-1954

Şimdi aranızda şaşıranlarınız olabilir; Deniz sen anca dijital reklam, bi de "basılmamış" blog yazan bi kolpacısın. Üstüne üjbej kişinin geldiği bi de standup'a çıkıyosun diye, kendini yaratıcı mı zannettin? Haşa!

Bu gece sizlere bahsini açacağım, insanlık tarihi için pek önemli, 3 yaratıcı kadın. Üç acaip kafa ve üç çarpıcı kader. (Çarpıcı kaderler sadece Türk dizilerinde yaşanmıyor tabi.)

Ehem. Anlatıyım.

İlk kadınımız Camille Claudel, kendisi Fransız bir heykeltraş bildiğiniz üzre. Ya da bilmediğiniz. Zira tarih Camille'den, 17 yaşında bir sanat öğrencisiyken ağına düştüğü Rodin kadar sık bahsetmiyor. Taze Camille, Rodin ustanın ağında önce öğrenci, sonra manita ve en nihayetinde Alamancı oluyor. 10 yıl boyunca beyzadenin atölyesinde ırgat gibi taş yontup, herifin mastır piyslerine emek verdikten sonra, Rodin karnında bebeğiyle Camille'i tersliyor. Camille de, kendisiyle evlenmeyen, "1800lü yıllardayız, söz olur" düşünmeden metres hayatı yaşatan Rodin'den ayrılıyor.

Lakin kadıncağızın çilesi burada da bitmiyor tabi. Kendi heykel atölyesini açıyor Camille. Heykelleri şaheser ama kadın heykeltraşa o dönemde para veren yok. Öte yanda Paris'te "Rodin işlerini Camille'e yaptırıyomuş, rodin karı parası yiyomuş." söylentileri almış yürümüş. Rodin'in kıllığı da, Camille'in depresyonu da on numara.

Camille'in aile de biraz acaip doğrusu; bi yanaşma şair, aslen sefir abisi, kızını Rodin'le yaşadığı aşk yüzünden affedemeyen bi de annesi var. Sanat yolunda yalnız babası destekliyo Camille'i, onun da öldüğünü gizliyorlar kızdan. "Gel de delirme" derken, Camille deliriyor. Kendi eserlerini parçalamalar, "Bunu Rodin yaptı" demeler. Ki bence yapmıştır. Rodin'den beklerim.

Velhasıl, kadıncağızı el birliğiyle tımarhaneye kapatıyolar. Hayatının geri kalan 30 senesini, eline çamur bile almasına izin vermedikleri bi deli evinde geçirip, ölüyor Camille. Akıl almaz güzellikteki, sağ kalan 70 parça işinin çoğu da günümüzde, iblis Rodin'in müzesininin bodrum katında sergilenmektedir. (fak yu adalet, fak yuuuuuu)

***

Bir diğer kadınımız Sylvia Plath. Ebenin .mı Sylvia Plath. Sırça Fanus'un yazarı, şair, lady lazarus. Sylvia tarz olarak, genelde çok sıkılıyor. Ömrü boyunca. Zira, kadınların ev işi dışında bi varoluşları olmaması makul görülen yıllarda, bir dahi olarak dünyaya gelmiş. Büyük talihsizlik. Babası ne ayak, tam çözemedim ama, ilk o ayarını bozuyo kızın. Syliva evden ayrılıp felan az toparlıyor. Neyse ki, tam bir ayar bozumu için beklenen darbe gecikmiyor. Gerzek Sylvia kolleje gider iken, şair Teg Huges'a çılgınlarcasına aşık oluyor.

Ted Huges romantik-denyosu kıza nikahı basıp, iki de çocuk peydahlar peydahlamaz, Kafkaesk bir kafaya geliyor. "Tanrım bu çocuklar, bu ev... Dayanamıyorum! Ben bi sanatçıyım, bunalıyorum, anlıyor musun?" sayıklamaları başlıyor. Yok komşunun kızına halleneyim, yok eve giren çıkan bacıya yazayım derken, çok geçmeden ted başka manitaya kaçıyor. Sylvia da "Hazır depresif bi bünyeyim, niye çocukları içeride uyutup, mutfakta gazlı fırına kafamı sokmuyorum?" soruyor kendine. Soruş, o soruş.

Pekii, 31 yaşında toprağı bol olsunlara karışan Sylvia'nın ardından, Ted'in dayaklık yaşam tarzında bir değişiklik oluyor mu? Ah maalesef. Sylvia henüz hayattayken çocuğu koymuş bulunduğu, komşunun kızı Assia Wevil ile evleniyor hemen. Maalesef Assia da tam 4 yıl sonra, Sylvia ile aynı şekilde ve fakat bir farkla, babasının tanımadığı kızıyla birlikte öldürüyor kendini.

Çok üzülen Ted o ara, resmi kocası ve mirasçısı olarak, Sylvia'nın günlüklerini yakmayı, işlerini filan hiç etmeyi de ihmal etmiyor tabi. En son hemşiresiyle evleniyor. Hayatının son baharında Sylvia'ya yazdığı şiirlerden oluşan kitabıyla büyük ödül alıyor.

Ha bi de mezar taşı hikayesi var; Ted Huges Sylvia'nın mezar taşında soyadının yazması gerektiğinden emin. Kızın hayranları ise hiç de aynı fikirde değil. Velhasıl sayın Huges defalarca, hayranlar tarafından soyadı karalanan mezar taşını söktürüp, yenisini dikiyor. Hırslı biri herhal.

***

Son kadınımız, sevgili Simone de Beauvoir. Zilli Simone, Sartre'den evlenme teklifi aldığında henüz 20 yaşında. "Hıı olur. Ama hayali evlenelim." cevap veriyor berikine. "Hani zaten ikimiz de felsefeci olucaz, varoluşu falan sorgulıycaz. Öyle düğün, kına işine hiç girmeyelim Sartırım." İkili bu kafayla bi takılmaya başlıyor, 40 yıl gideri varmış meğer. Sartre ölene kadar, bazen beraber bazen ayrı, geziyor, yiyor, yaşıyor ve sevişiyorlar.

Simone'da afedersiniz 6 kilo taşak var; gezi yazıları ve felsefi kitaplar yazarak hayatını kazanıyor, başka kimseyle evlenmiyor, çocuk yapmıyor. "En büyük eserim hayatımdır" açıklıyor bir yerde, "Yazar bi kadın olarak ilk görevim, yazmaktır" ekliyor. Belli bi yaştan sonra zaten tezgahı nereye açması gerektiğini de anlamış, üniversitelerde ders verirken çıtır manitalar, oğlanlar ve kızlar ortaya karışık söyletiyor. Al gülüm ver gülüm yaşayıp gidiyor Simone.

Sartre'dan 6 sene sonra öldüğünde, onu hayali beyinin yanına gömüyorlar. Mirasçısı olan kız, yani evlat edindiği genç öğrenci-manitası, Sartre'ın evlatlığının aksine, Simone'un tüm aşk meşk mektuplarını çekinmeden basıyor. "Bizde yanlış yok!" hesabı.

Bu üç hikayeden ne öğrendik peki sevgili koçari okuyucu, ne süzdük?

1) Yaratıcı bir kadınsan, seninle aynı telden çalan manita yapma! Gerçi biliyoruz, bu uyarıyı dinlemeyeceksin. Çok büyük, çok üretken, çok sanatsal ve hatta kavramsal bi aşk yaşamak istiyeceksin. Çünkü manyaksın. O sebeple, senin için alttaki diğer maddeleri hazırladık.

2) Yaptığın bohem sevgiliyle asla evlenme, herifin çocuğunu doğruma, onunla aynı eve çıkma ve herifin gtüne yapışma.

3) Kendi işin, planın, çalışma şeklin ve kuralların, yerin, paran, arkadaşların, kısacası hayatın olsun.

4) Bohem manitan "Ben yaratıcı adamım, daralıyorum. Bak gördün mü, sivilce bastı. " çemkirdiğinde, sen x2 daral. Hemen atla git, bi 2 ay Avrupa gez. Yoldan da bohem piçine mektup yaz. Mektubun ana fikri: "Enriko ayak bileğimi dillerken aklıma sen geldin aşkitom, je t'adore, valla." olsun.

Hülasa, yetenekli bir kadının hayatında yapabileceği en büyük denyoluk, etrafındaki erkeklerin bu yeteneği destekleyeceğine inanmaktır.
Haaa faydaları dokunur, o ayrı.
Almayı bilirsen.
Unutma bacım; almak.


Biterken,
Bir Cuma akşamıydı. Çoğunuz sağa sola gezmeye çıktınız. Bazılarınız eve dvd aldı, arkadaş çağırdı, içki koydu. En olmadı televizyon seyrettiniz ulan. Bense bunu yazdım. Çünkü yazar bi kadın olarak ilk görevim, cumhuriyeti, ilelebet, muhafaza ve müdafa etmektir.
Yoruldum ben.
Kısmet Şov, 20 Kasım pazar-Kemancı (21:00)
(şovu ciddiye alan yok tabi, orda 1600 küsür kişisiniz, ateş istesek uzatan olmaz, neyse)
Newer Post Older Post Home

71 vatandaş cevab hakkı kullandı :

bayıldım bayıldım. acilen reklamını yapacam.

birgün şovunu izleyip sonra yanında bitiverim "okuyom la ben seni" de diyebilirim. yapmayadabilirm.

derse dönüyom ben.

Humita said...

barselona'da feminizm okuyan bir bagyan olarak, cevap hakkimi kullaniyorum (baktim henuz kimse kullanmamis) : uzulme gelecegin deha kadin standupcisi, uzulme "basilmamis" ama cokca ve sikca okunan blogger, uzulme bir cuma gecesini daha(!) yazarak gecirdigin icin, nitekim evde kalanlar olarak (biz kac kisiyiz), bu manyak hatunlardan ve kilavuzdan feyzler alabiliriz, inaniyorum. buyuk sevap isledin :) haydin iyi geceler..

PS: 20 ve 22 si sansin bu kadinlarinkine benzemesin insallah (simone haric, renkli bir kisilik kendisi)

Oncelikle fuck you Ted Hughes!

Universitemin sisyal bilimler binasindaki butun kadin hocalar neden muhendislerle evli simdi birden ankam kazandi :) tesekkurler.

ya Deniz hastayım sana ya!!yine yüzümde aptal bir gülümse ifadesiyle okudum bu ibret verici hayat hikayelerini :) valla İstanbul'a sırf senin stand-up için gelecem,bak söz valla gelecem,sana bir sarılacam :)ama sen de söz ver,şöyle turne falan işine girersen Adana-Mersin yaparsan haber ver oldu mu?? bi de yerim beni ya...görüşene dek burdan öperim seni :)

rodin'in yaptığını iddia ettiği birçok işin özellikle el kısımlarının Camille'e ait olduğu söylenir. flüt çalan eller heykeline baktığımızda hakkı da var zaten

De HaLi said...

harika bir yazi olmus, cok eglendim :)

Sana puanım dohuz ganka.

Anonymous said...

http://www.youtube.com/watch?v=lHmpEitRYqw

yormayın kendinizi
( takipsiz )

Anonymous said...

Ben hakkında böylesine güçlü bir hikaye okumak için etkilendim Blogger: Kim Lan Bu Hayatımın Erkeği? - Yorum Gonder. Ben bu blog yazısı benim kupon sitesinde bir bağlantı sonrası . Devamını okumak için geri dönecek.

DoDo said...

Çok güzel bir yazı olmuş. Sylvia Plath'in babayla olan problemi var mı emin değilim ama babası o çocukken ölmüş ve Sylvia o gün Tanrı'ya küsmüş ve bir süre sonra da ilk intihar girişiminde bulunmuş diye hatırlıyorum ben bir yerlerden.

Mezar taşının ise karalandığı filan bilmiyordum hiç, ilginçmiş. Benim sırtımdaki dövmede o taşın üzerindeki söz yazıyor, ama bundan haberim yoktu :)

Anonymous said...

Merhaba.

Keşke yeri gelmişken George Sand - Frederic Chopin ilişkisinden de bahsetseymişsiniz.

Muhteşemm! Çok iyi geldi, yazdığın salaklıkları kısmi olarak yapmış bir kadın olarak.

Erkek Egemen said...

Şimdi pipili bi insan olarak yapmayın etmeyin; kültür / entelektüel tarihinde bunun tersi örnekler de var diyeceğim. Nietzsche'nin Lou Salomé'den, özellikle de ablası olacak o Elisabeth Förster Nietzsche'den çektikleri de yenilir yutulur değil ki...

Bu arada Simone de Beauvoir'ın diğer iki örnekle bağdaştırılmasının haksızlık olacağını düşünüyorum. Sarte-Beauvoir ilişkisinde karşılıklı bir rıza var zira.

Bir de yaratıcı erkeğim ben de kadından kazık yedim; hem de yivli kazık; şimdi benim yaratıcı kadınla hayat geçirme hakkım yok mu azizem?! Monogamım, efendiyim. Harbi alındım. Lütfen entelektüel-kadınlardan-kazık-yemiş-kalbi-kırık-erkekler-cemiyetini de düşünün.

çok teşekkürler, pek mersi.
dün gece kemancı'daki kısmet şova gelen okurlara da ayrıca mille mersi. şovdan önce heyecen basıyo, yanınızda çok duramadıysam bundan.

son olarak @erkek egemen, her şeyi de ben anlatamam dostum. yani, buranın da bi konsepti var neticede:)

lav yu lan!
d.

ağuna koin ben herşeyi fazla ciddiye alıyorum, sonra bu kadar ciddiymiş gibi bakınca herşey komik görünüyo, bi süre sonra, bikaç saniye içinde..

şovun çok ciddiye alınınca da laflar hazırlıyosun göt etmeli, ibnesin..

yazıyı kompele okuyamadım, likörlü şokolaada buldum eskiden, yerken pek memnun, öyle mesudum ki tadım kaçsın istemedim.. böyle hafif portakal tadı falan geliyo naneli gonyaklı..

silviya ablayı gördüm, fırına kafasının ucunu göstermiş hali canlandı burda şu an, üzüldüm.. ne güzel komşumuzdun silviya abla sen..

öpenz..

Anonymous said...

hello!kısmet şovun yarın bir gösterisi var gibi gözüküyordu 2 gün önce ama şimdi gözükmüyor..old cityi bile aradım yok dediler..en yakın show ne zaman acaba istanbul için?çok teşekkürler

@hello adsız. kısmet şov'u ayrıntılı anlatıcam. en yakın tarih ne bilmiyorum. ama 22 aralık gibi bi adet karga var. kargart @kadıköy
old city'i ben yanlış bilmişim...

lavyu.

ohh deniz'in de aklına girdim. şimdi onlar düşünsün...
ehehehe.

izafi said...

Bu yazının anti-tezini Selahattin Duman yazıyor mütamediyen.

Evlenip hayatını karartan adam hakkında da fikir beyan ediniz. Hırsızın hiç mi suçu yok yani? "Karı dırdırı" kavramı nasıl ortaya çıkmış araştırılsın bir. Tarih yazar mı bunları acep? İlla yaratıcılığa dayanmasın işin ucu, normal düzeni de bozabilir kadının gücü.

@passiflora
Bir mühendiste bir buluş yaptığında yaratıcı olabilir pekala. İlla sanat illa felsefe olmamalı. Kendime ait şimdilik 3-4 tane patent başvurum var ki; "A ne güzel?" diyip almanızı umuyorum bunları ileri zamanlarda.

Bu Kısmet şov'un Ankara'da olmaması hakkında Hayrettin Demirbaş'a başvurmadan bir çözüm yolu bulunuz. Boş vaatlere kanmaz olduk artık. Siz bir uğrayın hele sigaralar ve ateş benden. Ankara Büyükşehir Belediyesi yeni bir projeye imza atmadan bekliyorum sizleri..

Anonymous said...

len çakozlamadığın konu yok eferim. blogunu basanın alnını karışlarım, böyle iyiyiz.

sebepsizce güldüm

gokhan said...

benim de moral of the story'lerim var:

1) etrafindaki erkekleri carpe diem diye secersen (bohem yasak aski!) ne bekliyorsun? ne desteklesin seni? beklentini sorgula once



2-3) o sevgiliyle evlenme, herifin çocuğunu doğruma, onunla aynı eve çıkma ve herifin gtüne yapışma. Kendi işin, planın, çalışma şeklin ve kuralların, yerin, paran, arkadaşların, kısacası hayatın olsun. pardon da o zaman erkek bir tek cinsek obje oluyor zaten? bunlari oneriyorsan ilk maddedeki destegi ne bekliyorsun?


4) onun yaptigi hiyarligin daha fazlasini sen yap'in olayi ne? eline ne gececek? bohem pici kizacak sinirlenecek. eee kadin ne kazanacak bundan? kadina ne faydasi var ondan bahsetsen?


5. madde de benden tum bu dediklerini bir tek erkekler yapmiyor. cinsiyetcilik yapmanin alemi yok. kadinlar da yapiyor, hem de bol bol. da erkekler kadinlar kadar cok takmadiklarindan (ovmuyorum, fili durum bu sadece) ortada olmuyor genelde.


bu arada, yaziyi ilk okudugumda bana da harika geldi. ama bu tur yazilar yilmaz ozdil stayla. bakinca goze hos gorunen. mantiksal dayanagi? tartisilir. yani yazinin tek elle tutulur bolumu, bu uyariyi dinlemeyeceksin kismi. dinleyin ulan o zaman:) hem dinlemeyip hem de zirlamak da neyin nesi? kendi dusen aglamaz...

momos said...

izninle yazından kendi çıkardığım birkaç derin manayı yazmak isterim.

1 - çamur ile şaka olmaz, hele taş ile hüsn-i kinaye bile yapılmamalı. neticesinde topraktan toprağa; yaradılış hammaddemizi cinsi münasebetlerimiz için araç olarak kullanırsak, sonumuz tımarhane olur mazallah.
2 - sanatçı dediğin madrabaz senden benden dalavereci çıkabilir yüksek ihtimal. namusu, şerefi, sadakati onda arama. aradığın tasması boynunda bir zat ise bakacağın yer mesai çıkışı servis bekleme alanları olmalı. (sözümüz sanatçı camiasının haysiyet sahibi azınlığını kapsamaz)
3 - velev ki kendin de bir sanatçı olma hülyası içindeysen yaşadıklarını yaşattırdıklarınla kıyasla. bazen yaşadığınla değil geride bıraktığınla yer edersin kalplerde ve her ne kadar bunun senin için bir anlamı yoksa içine girdiğin zihinler sana hak ettiğin kıymeti elbet vereceklerdir.
4 - şaire yanaşma, yanaştırma. şairsen hele aklından bile geçirme.
5 - ölüler güzel uyur, mezar ziyaretçileri onların uykularını bölerler.
6 - cinsel yelpazeyi ne kadar genişletirsen şansın da o kadar artar ve bu şans daha çok reddedilmeyi de içerir. ama peşinden koşan veya peşinden koşturduğun için dert değil bu. iki mevkinin gözünde de değerin artar sadece.(en azından tecrube dünyan göz kamaştırır)
7 - bazen melemene limon sıkmayı akıl etmek de yaratıcılıktır, bazen atomu parçalasan(bkz.başlık) kimseye yaranamazsın. bu yüzden yaratıcı da olsan kırışıklık gidericisi de başkasının seni destekleyeceğine inanmak en fazla unutulmuş bir hıdrellez dileği kadar etkilidir. dönüp dolaşıp bir bok olmadığımızı kabul ederek kendimize inanmaya geliyoruz. gerisi laf.

FADİŞ said...

Yazdıklarının tamamına katılıyorum %100:)

Anonymous said...

gerçekten bazen erkekler tarafından yetenekli bir kadının destekleneceğine inanıyorum,aksine tam dediğin gibi oluyor....

rumeli said...

ya kilisenin birine kapanacak ömür boyu kepenkleri kapayıp oruçlu bir vaziyette yaşayacak yada kenarında bir ustura bulundurup şair mair bohem mohem dinlemeyip kökünden dopruyacak.........

bensaidhopsaid said...

yazı güzelmişik. yeşilmişik.

ancak leonard abi gibi gayet efendi, eşini de anlayacak kadar entelektüel bi kocaya sahip virginia ablayı napcaz? menapoza girdi diye karısını boşayan adamlar varken. İşin komik yanı kadınların sanattaki (özellikle edebiyattaki) yerini en fazla kurcalayan şahıs bu virg abladır. Suffragelerden ziyade iyi uğraşmış bu konuda.

Sonracıma rosa bacıyı da analım bak. lübek abiye laf söyletmem.

işin özü, eşek gözlüm; kadının işi kolay değil, ama imkansız da değil işte. her gece dua edip, asfaltta iki rekat slogan atarak erişebileceklerinize inanamazsınız. arada kodese girip sinop cezaevinde çekilecek dizilerde figüranlık yapmak da cabasie.

nota bene: irkeğim, irkek.

nota petibör bene: hesap kitap tutmayi bu işlerde. hökümet gibi sarah palin'i bile seven var.

bakıyorum yorumlara cevap yazmıyorum diye gelen vuruyo, giden elliyo. blog zaten iyice kontrolden çıktı. eskiden ip'nizden bulduruyodum, kim nedir, necidir diye. şimdi hanginizin peşinden koşayım oy dağlar....

şöyle diyeyim genel olarak; yaratıcı kadın olmaz. olanı hoş karşılanmaz. kadın yaratıcı olmadan önce beyinden kesinlikle izin almalıdır.
ben yaratıcı değilim, beyim yaratıcı.
hülasa; sanat sepet boş işler, nobel alacağına 2 toz al.

günaydın, ay lav yu.

çok eğlendim iş vakti, sonra yine gelicem.
nasıl keşfetmemişim ben seni ya:)

http://www.hergunluk.com

Anonymous said...

Lev' in 13 çocuk peydahladığı, tabiri caizse ağzına sıçtığı ve sonra hasta karı dediği Sofia Tolstoy'u da unutmamak gerek.

Bi de kurbağa suratlı Diego Rivera' nın aldatıp durduğu dahi Frida var tabi.

@adsız frida'nın hayatı da nispeten iyi ya. o da büyük takılmış, troçki'sinden bilmemnesine...

Kalemine bayıldım,
Keyifle okudum çok eğlendim
Bizimle paylaştığın için teşekkür ederim..

Gülistan

Kalemine bayıldım,
Keyifle okudum, çok eğlendim
Bizimle paylaştığın için teşekkür ederim..

Gülistan

1958 yılında İstanbul'da doğan ve 1987'de 29 yaşındayken Beyoğlu'ndaki evinin balkonundan atlayarak intihar eden Nilgün Marmara da Sylvia Plath'in intiharından derinden etkilenmiş bir şairdi. Sylvia Plath ile Nilgün Marmara'nın intiharları arasındaki ilişkinin dikkat çekici olduğunu belirtmek gerekir.

Bi arkadaş paylaşmış seni böyle keşfettim ve baya koptum :) cuma angarada da şahsen görecem görecem görecemmm :) çok yaratılışlı hiper mükemmel :)

@çiğdem, kısmet kısmetse cuma değil pazar, if'te. aman yanlış olmasınlar bacım.

oorrr raayyytt orrr rayyttt :) sevgilimi postaladım gelir geniş geniş gülerim şindi :)))

ehheee geldim, gördüm,arka köşe cenahlarından(artık böyle mi yazılır bilmem) bizzat tanık olarak yarıldım :) alelacele de gitmek zorunda kaldım malesef :) ama hala gülüyorum kendi kendime tahsildaroğluna,herkes kapısının önünü süpürsüne, fakir seksiye mesela ikinci kısımdan :) ankaraya hep gelin sık gelin patlamışız sikintiden :))

@çiğdem bi teşekkür edemedim. çok güzel seyirciydiniz olm, adını çocuğuma vericem, o derece.
geldiğin için çok saol.
sevgiler.

Geç buldum bloğunu, çabuk kaybetmem umarım. Keyifsiz keyifsiz otururken sana rastladım, güzel geldi.

Anonymous said...

Elinize sağlık, güzel bir yazı olmuş.

Yalnız, Simone'nin başka kimseyle evlenmemesi, çocuk yapmaması, hayatını kitap yazarak geçirmesini 6 kilo taşağı olmasına bağlamasaydık... Zaten "Adam gibi kadındı evelallah, tuttuğunu koparırdı." kafasında, taşak sahipliğiyle hayat başarısını bağdaştırmaya çok yatkın zihinlerimiz.

Anonymous said...

iğrenç d olsa bir tabir vardır; sıçılacak ağız göte yakın durur... erkek olduğum için n söylesem bu sayfada taşlanacağımı biliyorum ama yine d yazmak istedim. evet, yazmış olduğun bu dramatik hayat gerçekliklerine yaptığın yorum v vurguya az-çok katılıyorum. az-çok?! çünkü, en temel vurguyla bu bahsi geçen erkek model(ler)ini d yetiştiren bir anne yani kadındır! diğer taraftan hormonların yarattığı etkiyi d es geçmemek gerek. ah şu hormonlar; biz d her yeri dölleme siz d ise çocuk doğurma üzerine gerçekleşen bir (homonal)saplantı. bu konu başlı başına bir tartışma konusu ama bu kadar sığ bir anlatım şu an yeter sanırım. ama şunu belirtmek d fayda var, aslında garip bir şekilde kadın-erkek ilişkilerinde ilginç bir görünürde olmayan bir uzlaşma var. erkeğin kadına kaba davranması her n kadar tu kaka edilse d kadın erkek tarafından bu şekilde davranılmasından içten içe hoşlanıyor. şimdi eminim bazıları hadi canım işte sizin saçma sapan düşünceleriniz bunlar diyecektir dediklerini duyar gibiyim, şaşırmam. zaten bu geçeklikleri kabul etseniz/etsek aslında bu konuların aşıldığı nötr bir düzleme kavuşuruz. penisin vajinaya girmesi(eyleme dikkat) bile bir müdahale, vücuda yapılan bir müdahale. hele ki sevişme sırasındaki halleri düşününce... (gözünüzü kısıp baksanız erkek kadına zarar veriyor sanırsın, kadın da ilginçtir şikayetçi değildir, tecrübeyle sabit sert seks kadınların çoğunda ilgi çeken bir durum) neyse, uzatmayayım... yazın sayesinde bir iki saçmalama fırsatı buldum. kadınlar öncelikle "kadın olma kompleksi"nden kurtulmalıdır, ayrıca bacak arasındaki deliği tuzak (buradaki tuzak erkekleri bağladını düşündüğünüz bir araç olarak) olarak kullanmamalı, vücudunun kıymetini bilmelidir. erkekleri 'am-budalası' haline çeviren sadece hormanlar değildir, bu anlayışı oturtan toplumsal düzeydir. anneler erkek çocuklarına kadınlara nasıl davranılması gerektiğini öğretmelidir! önüne gelen kızı becer oğlum mesajı verip sokağa salmamalıdır. biz erkeklerin öküzlüğüne diyecek söz yok... saygılarımla...

Unknown said...

Bok gibi olmasa da, bok gibi etkisi olabilecek bi yazı bence. Bildiğin kokucak. Erkeklerin üstüne gitmesenize bu kadar ya. Misal ben melek gibi çocuğum. Deli gibi aşığım. Koyun gibi güdülme ihtimalim de yüksek.
E benim sevgilim dizaynır. Tutmuş bu yazıyı göndermiş bana.
Ne dicem şimdi ben ona.?
"Sevgilim, kız genelleme yapmış, yer yer saçmalamış, takma kafana" mı diyim?
Neyse ki yaratıcı diilim ama yırtıcıyım. Ordan yırtarım artıkın.

Oooolllleeeyyyy!!! ;) Kendimi yalnız hissetmiyorum! Ayrıca Fuck Ted Hughes! Yok fuck etmek iltifat olur ona! DON'T FUCK TED HUGHES Sürünsün yalvarsınn! ;) En cool Simone tabii ki de.. Ohhhh, içim açıldı! ;) Sağolasın!

deniz ilhan said...

facebook'ta yeni dolasima gectigini gordugum, cok guzel bir post. iyi ki varsiniz tasakli kadinlar. ya da uygun ataerkil olmayan kelime neyse. onu ben bulamadim. sevgiler.

pardon?

hahhahahha şovuna gelicem :)

Elcin said...

Nefis olmuş bayıldım :)

Anonymous said...

iyi

Anonymous said...

Bir nesil önce doğsaydık görücü usülü evlenecek insanlardık. Neyin kafası bu? Ne ara bu kadar cool olduğunuz demeden edemiyorum.

50 yaşında erkeğim türkotürk :)) anca organı kızmıda yahut yazında buldum :))))

Anonymous said...

çok fazla yorumlanarak yazılmış. arada bundan yorulduğum için konu keyifli olmasına karşın okumayı bıraktım.

Anonymous said...

özet geç piç

Anonymous said...

Harikasın, harika...

Olmus ne diyelim F book ta paylasicam

Anonymous said...

Haa bildim bu resmi, Madame Bola..ver'in Herr Göteller ile dating gecesine hazırlandığı resim...

Anonymous said...

Ya yaziyi anlamiyorum ya cok kotu ya da ben kadin degilim ya da siz hormonlariyla yasayan ve hormonlarinin coskusunu birbiriyle paylasan garip insanlarsiniz.
Bir arkadas ne guzel demis "kadınlar öncelikle "kadın olma kompleksi"nden kurtulmalıdır" .

yase said...

"ey kadınlar okuyun ayol" modunda her kadına gödnerdiğin bir yazı oldu. kitabın da alınacaklar listesinde :)

Oyuncu said...

Paylaşılması gereken bir yazı. Ancak bizi hala anlamayanları ne yapmamız gerekiyor onu bilmiyorum. "Ey kadınlar kendi ayaklarınızın üzerinde durun" demekten başka birşey gelmiyor aklıma..

Saygılar.

fiesta said...

off resimdeki hatunun kalçalarına bayıldım

yoluk said...

deniz, foto'nun tarihi 1952 imiş zannederim:
http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/436122.asp

KADIN ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜNÜN çözümü !!!

Alttaki diğer yazılarla birlikte hepsini okumak için zaman ayırmanız gerekecek...

Tarihte 'Yaratıcı Kadın' yoktur. Kadın kendinden üstün gördüğü adama benzemeye çalışır ve onda yarattığı aklı kullanmamaya başlarsa, tarihte hiç olmamış bir şey olduğunu ZANNEDER.

Kadın üstünlüğü için en güzel örnek Camille Claudel; Rodin'den aldıklarını onun kadar, ancak ondan fazla olmayacak biçimde aktarmıştır. Aradaki farkı atlamamak gerekir ‘ONUN KADAR’ ve belki onun yaptıklarının toplamada en iyisi ancak ondan fazla değildir. Bu fazlalık, hep tarihte adamda olmuş ve ileri giden, gelişen aslında GELİŞTİREN ucu hep adam temsil etmiştir. Ne geliştiriliyor? Elbette temel gerçeğimiz kadın. Gelişim ile Gerçek birlikte gelişen gerçektir; insanlık gerçeğimiz budur.

Dikkat edilmesi gereken, “kadın üstün” ve dolayısı ile “adam üstün” değil demiş oldum; kilit konu da bu zaten. Adamın farkı ve yaratıcılığı üstün olmasından değil aksine eksiklikten kaynaklanıyor.

Adam gibi olmaya yaratmaya çalıştıkça üstünlüğünüzü kaybettiğinizi ve kaybedilen bu üstünlüğün temel insan gerçeği olduğunu unutmayın.

Adamdan daha adam, onun aynısı ve hatta ondan iyi olabilirsiniz, bu kadar üstün ve mükemmelsiniz ancak GELİŞİM ve yaratıcılık getiren, ileri götüren, yeniliği ortay çıkaran fark sizde yok, hiç olmadı ve de olmayacak. Kadınlık ‘GERÇEĞİMİZ’ Adam ise ‘GELİŞİM’dir.

Özetle… Ey kadınlar saçmalamayın, tarihe bakıp kendinizi kandırmaktan vazgeçin…

Hayatınızın erkeği eğer gerçekten sağlıklı ve akıllı bir erkekse size başka bir kadınla yattığını, eğer adamsa söyler. Adam olan doğruyu söyler, dürüst davranır; onun yalan söylemesini ve erkek gibi davranmasını istemeyen, bunu neden istediğini bile anlayamamaktadır. Konu olan yazıda ortaya konulan çözümsüzlük, birlikte olamayan adam ile kadın üzerinedir ve ortada çözüm yoktur.

Doğru dürüst yaşamak istiyorsanız hayatınızda akıl ve onu yaratacak adam arayın. Çözümsüzlük sorunları çözen akıl ile aşılmıştır ve yine burada onu okuyorsunuz.

Erkek aradığınızda, doğası gereği erkek olduğu için başka kadınlarla birlikte olmak isteyen adamı terk edeceksiniz. Esas çözümsüz olan yan ise, ‘Gerçekte Sizi Aldatan’ kadın arkadaşlarınızın yanına dönecek ve ‘yalnız’ olduğunuzu düşüneceksiniz. Aslında siz de o aldatan kadınlardan olduğunuzu ne zaman anlayacaksınız. Aslında bu yaklaşım da kadın gibi olmak değil, eşit olduğunuzu zannettiğiniz adam ve onu ondan daha iyi taklit ettiğiniz erkek yapısına benzeme çelişkisi… Sizi aldatan, sizinle aynı çelişkide doğru yaşamayı bilmeyen arkadaşlarınızdır; kusurları ise akla ilham veren güzellikleridir.
Maymunların en gelişmiş olanında olmayan kadın güzelliği aklın ruhun özünü görmesi, ondan ilham almasıdır.
Güzelsiniz, mükemmelsiniz, bu farkın aslında ‘FAZLALIĞIN’ doğal değil ruhun etkisi olduğunu anlayın.
Kadın değil KADINLIK olarak bir bütünsünüz. Birey ve kişilik olmak size zıt olan adamdan mükemmel biçimde kopyaladığınız yapıdır (ADAMLIK veya adamlar falan demedim). Aynaya bakın…

Kadın değil KADINLIK olun ve ruhun adamda açığa çıkardığı ‘AKLI’ tanıyın.

Aradığınız akıldır yani sizde olmayan ve yaratıcılığın kaynağı olan EKSİKLİK…
‘Kim Lan Bu Hayatımın Erkeği’ demek yerine esas, kendinize gelin, önce kendimizin kim olduğunu anlayın.
İnsanlığın Bilinmeyen GERÇEĞİ sizsiniz. Bilmemek sorundur; sorunlara akıl yeni çözüm bulur.
Aklı ve getirdiği çözümü tanıyın yoksa gerçeğiniz ve de insanlık gerçeğimiz BİRLİKTE kalmayacak.

_____________
İngilizce ve Türkçe metinler ayrı ve başka dallara da değinen anlatımlardır ancak aynı temeli anlatmaktadır.
İçindeki ortak şemada ruhun bedene etkisinin nasıl olduğu gösteriliyor, buradan da farkı ve tek özelliğimiz olan FAZLALIĞIMIZI okuyabilirsiniz.

SEKS -> CİNSELLİK VE CİNSİYET
http://ahmetkaanonay.blogspot.com/2013/07/seks-cinsellik-ve-cinsiyet.html

“MONKEY” or “NIGGER” or "WOMEN" or "MEN"
http://kaanonayeng.blogspot.com/2013/12/monkey-or-nigger.html

http://ahmetkaanonay.blogspot.com/2013/12/kim-lan-bu-hayatimin-erkegi_4.html

Anonymous said...

senelerdir denge güncellemesi yapmak için ayda bir bu yazıyı okurum ve yazı bittiğinde hep aynı hüznü yaşıyorum :/ en çok katıldığım yeri de "fak yuuuu adalet" grçktn çok iyi tespt

Anonymous said...

Simdi ilk defa blog okumus; ve de bayilmis olarak bu blogun diger yazilarini nasil takip ediyo olucam? Cahile bi yardim lutfen....

Zevkle okudum :) kalemine sağlık..

Anonymous said...

Hakikaten çok doğru tavsiyeler. Adam yayımlanmış öykülerim olduğunu öğrendi kıskançlıktan deliye döndü. Onunkiler reddedilmiş. Ne kadar mütevazı takıldığının bir önemi yok. Ondan bir adım önde olman onun komplekse girmesi için yeterli. Ben daha saf saf ne güzel, ruh eşim hihi diyodum... Beni aşağıladı durdu. Duygusal (psikolojik) olarak çökertti. Her konuda bir sidik yarışına girdi benimle. Bu içindeyken olayı algılayamıyo olma hali ne fenaymış. Dışardan bir göz gerekiyormuş.


Teşekkürler yanılgı. Her zamanki gibi haklısın, bu konularda hiç yanılmıyorsun kuzum.
Destek olacağına köstek oldu bana. Onun yüzünden bir yıl kaybettim.

Ciddiyetimle geldim. Yaralıyım. Arz ederim.

Nilgün Marmara'yı da dinlemek isterim senden.Tebrikler ! :)

yazılar ve paylaşımlar harika tebrikler.

Cinsiyetçi dilini eleştiren olmaması şaşırtıcı. Kullandığın dil çok eril. Bir duyarlılığın var, süper ama dilin kendisi bu duyarlılığı ne yazık ki gölgede bırakıyor. Simone'da büyük büyük taşaklar olmak zorunda değil ya da Simone'un o güzel yazılarını erkek taşaklarının önemi ile tanımlamak durumunda değiliz. Taşaksız daha güzeliz