Başka Türlü Hassasiyetler

By | 7/16/2012 20 comments

Geçen hafta "İzmirli Beyaz Türk" fabrika ayarlarıma dönmeme ramak kalmıştı. Hani bıraksanız, otobüste çarşaflı kadın görünce "Bize sıcak bastırıyorsun, otobüsten in lütfeaan!" diyecek, yol kenarında bıraktığımız kadının ardından ise, tüm toplu taşıma ekibimle beraber "Atatürk'üm seni çok severiz" kanonu yapacaktım.

Neyse ki, bir şeye ramak kalmak ile yapmak arasında baya mesafe var. Ya bünyem yeterince hassas değil, ya bi şerefsizlik söz konusu, tam bilemiyorum. Lakin ne kadar çabalarsam çabalayayım, yaşam biçimime benzetemediğim insanlar karşısında, onları yok sayacak kadar hassaslaşmayı başaramıyorum.

Giderek hassaslaşıyorlar, durduramıyoruz

Halbuki bazı yetkili ve yetkisiz mercilerde durum tam tersi. Gün geçmiyor ki bu merciler, başkalarının hayatları, vicutları, doğmamış ve doğmuş çocukları hususunda bir hassasiyet geliştirmesin.

"Bu internet sizin çocukların ahlakını bozar, bu festival bizim mahallenin maneviyatını bozar, o etnik grup gösteri yaparsa devletin birliğini bozar..." Tüm bu hususlar konusunda yoğun hassasiyetler oluşuyor. Devletimiz adeta ak bir zambak gibin nazenin, muhafazakar kesimlerimiz ise buluttan nem, sırtına atılan ceketten çocuk kapıyor.

***

Hadiseler başladığından beri, sürekli mesai harcayıp yazılanları okumaya, takip etmeye çalışıyorum. Aynı dili konuştuğumuz halde, okuduklarımı tam anlayamıyorum. Festivalin yapılacağı üniversite kampüsüne, "Allahın mülküdür" diyen adamı zihnim almıyor mesela. Nasıl yani, Eyüp'te kira veren alan yok mu? Madem Allah'ın mülkü, üzerinden ticaret yapılamıyo olmalı. Orası Allah'ınsa, burası niye diil? Maçka da Allah'ın mülkü olsun, ben mecbur muyum ayol, her ay tonla para bayıl, ayıl aaa?

Ama beni üzen o adam değil, festival kapısına kadar "tekbir" ile yürüyen diyer adamlar da değil. "Eyüp'te bira festivaline hayır"cılar arasında, belli ki henüz lise çağlarında, başı kapalı bir kızımız da vardı. Şöyle yazmış Twitter'ına: "İçtiğiniz biralar fitil fitil, burnunuzdan gelsin. Ölün, kanser olun."

Ben işte bunu okuyunca fena oldum. Kızamadım, üzüldüm. Küfredemedim, yutağımda kaldı düğümlendim.

Empati, en pis hastalığımdır. O kızı düşündüm One Love'ın çimenlerine oturduğumda. Otto'nun az solunda bir dev ağaç var ya hani, onun dibine oturup zevkle, ılık ve nemli çimeni avuçladım. Pulp'la kopan kalabalığa, gelip geçen minicik şortlu başka kızlara, hemen dibimde ısınan köpüklü fakat alkolsüz biraya bakarken, o kızı düşündüm.

Benim ölmemi nasıl coşkuyla istediği değil, benim yaşamamı nasıl hınçla reddettiğiydi düşündüğüm.

"Benim ölmemi isteyen kız" acep hiç denize girdi mi? Sevdiği şarkıcının konserine gitti mi? Aşık oldu mu? Marquez okudu mu? Başını örttüğünden beri çimde yuvarlanabildi mi acaba, ya da bisiklete bindi mi? Yabancı bir ülke görebildi mi? Yabancıyı geçtim, Boğaz'da oturup güzel bir balık yedi mi? En son ne zaman koştu? Şöyle manyak gibi koşup yokuş aşaaa, sonra vardığı yerde soluk soluğa güldü mü mesela?

"Benim ölmemi isteyen kız", ne kadar yaşadı? Bence mesele burada başlıyor.

Din, Yasak, Devlet

Şimdi, duygu denizinde boğulmadan evvel, bir kaç hususu kendimce aydınlatmak isterim.

- Bizim devletimiz dindar değil faşisttir. Yasaklarının dinle alakası yoktur, daha kolay yönetilebilecek bir toplumla alakalıdır. Birbirine düşmüş, birbirinden ödü kopan, yasağa, yokluğa alışmış, inanç ekseninde birleşen insanları yönetmek de, yaşatıyor gibi yapıp öldürmek de çok daha kolaydır.

- Hayır, bu yazıda siyaset bilimi klişelerimden makrome yapasım yok. Kalitemiz belli işte. Burada bira mı yasak? O esnada yurdun dört bir yanında, haksız, hukuksuz, yok yere insanlar ölüyor lan! Bırahhalahınıseversennn.

- Ama bir festival asla önemsiz değildir. Yukarıdaki cümlemden sakın buraya gelme ey sevgili hipster. Beriki mahallesine, kutsalına nasıl sahip çıkıyorsa, aynı şevkle asılacaksın kollarına kendi hayatının. Kitabını, müziğini, dergini, yazarını, çizerini sahipsiz koymayacaksın. İmanın müzikse, o festivale ibadetin gibi sahip çıkacaksın.

***

Bizim ilk gençliğimiz festivalsiz geçti. 2000 yılında H2000 festivali oldu da, aylarca konuştuk. "O neydi breaah?" diye diye inildedik. Bizim gençliğimizde müzik dinlemek iş idi. İnternet evlere köy çeşmesinden taşınırdı. Ben ilk festival gördüğümde anladım; niye el oğlunun veletleri okuma sökmeden akor basıyor, davul depeliyor. Festivalle, sanatla, özgürlükle büyümüş çocukla bir değildik biz.

Hala da olamadık.

Hülasa canım okurum, kendin için, doğmamış çocuğun için, henüz göbek bağı düşmemiş yiğenlerin için, nasıl bir ülke istediğini bir daha düşün. Şehirler nasıl olmalı, yönetimler nasıl yapılmalı, eğitim nasıl verilmeli? Yaşam koşulları, adalet sistemi, kursağından geçen yiyeceğin kalitesi... Hepsini tek tek, uzun uzadıya bir kez daha düşün. Çünkü hepsi bir bütün, hepsi bir diğerinin ya antresi, ya devamı.

Sonra kendin için, çocuğun için istediklerini, bir de "hepimizin ölmesini isteyen kız" için düşün.
Onu unutursan çünkü, hep başa dönersin.
Hep başa döneriz.

Evet, hep.

biterken,
bono ülkemize "insan hakları ihlalleri"ni irdelemek için geldi. lakin köprüyü trafiğe kapatıp salına salına geçmeyi ihmal etmedi, edemedi. çünkü kendi haklarını savunmayan toplumların hakkını yemek gibisi yoktu vallahi. görseli yaparken onu hatırladım.
Newer Post Older Post Home

20 vatandaş cevab hakkı kullandı :

Nasıl bir yoksunluk ve baskıyla büyümüş hakkaten ki, böyle bir öfke büyütmüş, o öfkeyi de onu kısıtlayanlara değil, kısıtlanmayanlara yöneltmiş. Bu dindarlık değil.

Bahsettiğin gibi, ülkenin rejimi nasıl ki ılımlı islam demokrasisi değil de mutlak güç ve mutlak otorite peşinde bir faşizmse, bu kızın, ve onun gibi binlercesinin maskesi dindarlık adı altında hazımsızlık ve basiretsizlik ama en çok da cehalet.

Sevdiğini, ömrünü vakfettiğini söylediğin dinin kitabını açıp da okumamış, anlamaya çalışmamışsan, hangi dinin hangi dindarlığından bahsedebilirsin ki... Tamam beyin bedava da, bedava diye çöpe mi atmak lazım? İyi tamam gelenekselsin, kitap okuma anlama, farklı fikirleri öğrenme alışkanlığın da yok, öğrendiklerin bir iki yakından sözlü olarak aktarılanlar, amenna. Da beddua etme, dönüp dolaşıp seni bulur gibi atasözlerimizi duymamış mı? Geleneksellik bile değil bu... Sadece cehalet diyebiliyorum. Eğitimli/eğitimsiz, dindar/dinsiz ayrımı da yok bu meretin. Ölüm gibi, herkesi tek renge boyayıp içini oyuyor.

Duysev said...

Allah'ı Tayyip'ten öğreniyoruz. Açılımlar, açılımlar, açılımlar ve elbette ki yok artık dediğimizi oldurmalar. İçim ürperiyor.

casey23 said...

Ben çok iyi hatırlıyorum 90'larda (diye umuyorum ama 2000'lerin başları da olabilir) U2 Selanik'te mi ne konsere gelmişti de burdan oraya radyolar kazanan gönderiyor falan filandı. O zaman radyoda konuşan arkadaş (veya Blue Jean dergisinde bir yazar, hafızamı ..kym!) U2'nun asla Türkiye'ye konsere gelmediğini ve gelmeyeceğini çünkü Türkiye'nin politikasını "barışçıl" Bono'nun hiç bi zaman tasvip etmediğini söylediğini hatırlıyorum... Şimdi şu resme bakıyorum da... Te allam!

momos said...

şu twitterdaki kızın bira içmenin otomatik olarak kansere sebep olduğunu düşünmesi en büyük engel. bilimsel gerçekleri bile kabul etmek istemiyor, alkolün ne kadarının ne kadar zarar verdiğini bile araştırmaya gerek duymuyor, basıyorlar vakit gazetesinde bir berduşun fotosunu altına da yazıyorlar alkol kötülüklerin anası diye, başka bir bilgiye ihtiyaç duymayan kızımızın da alkole dokunmaya ödü patlıyo. hadi damlası ağzından geçenin cehenneme gideceğine inanmasını geçtim, festivalde bira içmek ile kanser olmak arasında nasıl bir bağlantı kurmuş acaba? bence en büyük sorun bu, sanıyorlar ki kendileri en günahsız, biz ise cemiyetlerine dahil olamayan bedbahtlarız, içmesek hem uzun yaşayacaz hem de huzur dolu. inançların tek doğru olduğuna ölesiye inanıyorlar. mevcut iktidarın ve öncülerinin de gençliğe verdikleri en büyük zarar bu, sorgusuz sualsiz kabullenme güdüsü. ve daha kötüsü sorgu yapılacaksa her kaynaktan değil sadece kendilerinin güvenli olarak belirledikleri kaynaklardan yapılması. yeri geldiğinde vakit olur, yeri geldiğinde milliyetcomtr.

festivalde en üzüldüğüm konu şu oldu; allahın hakkı için bir kişi bile , bir deli bile çıkıp ne yapıyorsunuz lan, saçmalamayın, bağıralım çağıralım, toplanalım, kızalım, hiçbir şey olmasa bile protestomuzu göstermiş oluruz demedi. ya da belki ben görmedim. oysa dışarıda başka deliler yeşil bayraklarla saçmalama haklarını kendilerinde buluyorlardı.

sayısal çoğunluktan çok sessiz kitlelerin yaşadığımız cinnetin bu raddeye gelmesinde payı olduğuna inanıyorum. ne olcak yea, dışarıda içeriz diye düşünen sessiz kitle.

Anonymous said...

ben ki arafta kalmış, anam-bacim kapali, ben cibıldak bir insancigim. ne kendimden vazgeçebilirim ne de sevdiklerimden ;). bildiğim birşey varsa onlar -ötekiler- "korkulan kapalilar" her daim kapılarını açık tutar kapanacaklara. lakin açıklar fersah fersah kaçışır kapalılardan. içlerinde filizlenen filizlenecek özgürlük başkaldırılarına yüz çevrilir hep, nereye gitse oraya ait degildir. araftır bulunduğu yer. yazılarını beynini düşüncelerini seviyorum deniz. şizofrenik hayatıma bir anlam katıyorsun. gözlemine sağlık.

yorum yönetimi etkinleştirildi.

o kızı (o kızın şahsı burda tüm o kız kafalıları temsil etmektedir)götürüceksin,octoberfest'in ortasına bırakıcaksın.sonra diyceksin ki bak arkadaş,burda izinlisin,almanya'da seni allah görmez,yaptıkların günah sayılmayacağı gibi sonradan da vicdan azabı çekmeyesin diye aklından da silincek.sana 1 hafta tatil,ne yaparsan yap.bak 2. günde elinde bira şişesiyle sokaklarda tanımadığı adamlarla şarkı söylüyo mu söylemiyo mu.o nefretin bir kısmı nefret ettiği hayata asla sahip olamayacağını bilmesinden kaynaklanıyo.bir beyaz izmir'linin nacizane fikirleri...

Ciiden said...

Gulru Yucelten yorumunuza sesli güldüm, hakkaten oyle ama. Cok dogru yazmıssınız.

Bu post bence bastırılıp dagıtılmalı kitapcık halinde.

Yael said...

Ayni seyi dusundum pazar gunu, sonra da twitter'dan "seriat" istedigini cigiran bir adama laf anlatmaya calistim sakin sakin. Orta yol bulmak lazim, bu boyle olmaz dedim.
Dinimi sordu, yahudiyim dedim. "Bu dunyadaki en buyuk zulmu Israil yapiyor, sen gelmis bana hosgoruden mi bahsediyorsun" diye çıkıştı.
Parçalayalim birbirimizi desem bir turlu ortasini bulmayi teklif etsem bir turlu...
Hasetten yoksunluktan bunlar, cehalet de var tabii ama asil cekememezlikten. Tabii gun geldi devran dondu, o da var...
Ama zamaninda basortu davasi ayagina cok uzerlerine gidildi ondan bence hepsi. Cunku genel olarak bakarsak 280'den beri muhafazakarlarin keyfi yerinde, kimse dokunmuyor kimse soz soyleyemiyordu. Ne zamanki el verildi kol kaptirildi o zaman is kan davasina dondu...
Ne bilim ya, isimiz cok zor. Ha kimse kalkip da baska ulkeye tasinacagim faan diye isyanlara vurmasin kendini yoksa her gitmeye kalkani topugundan vururum o ayri...

görsel muhteşem olmuş! o diil de ben de hafta sonu twitter'a "pervin buldan" yazdığımda gördüklerim karşısında gözlerimden yaşlar süzülmüştü. kadın ayağından yaralanmış, millet "keşke kopsaydı" yazmış. bak yine aynı his, deliriyorum galiba. mevzu bira da olsa kürt milletvekili de olsa, hatta daha da ileri gideyim mevzu sadece insan da olsa faşist hep faşist. aynı bokun laciverti bunlar!

Anonymous said...

bir de şu var: ölmemizi, kahrolmamızı isteyen kitledeki faşist/faşizan zihniyete karşı nasıl tepki vermeli. yüzüne karşı 'faşist', 'bağnaz', 'yobaz' 'hoşgörüsüz' hatta 'cahil' filan dediğinde bunu pek ırgalamıyor aslında. yaptıklarının düpedüz 'KÖTÜ' birşey olduğunu nasıl izah edebilmeli? vicdana seslenmek hep kolay olmuyor işte. empati kurmak herkes için olmuyor. o kadar kalın bir zırhla bu yaşa dek 'teçhiz' edilmişler ki bu zamana kadar (okul, medya, aile, ordu, kültür, din), vicdana ulaşılmıyor.

Yaptıklarının kötü olduğunu anlayabilmeliler. Bir insanın yüzüne 'faşist' dediğinizde artık bunu bir hakaret filan almıyorlar üstlerine. bilmiyorlar. böyle işte

Anonymous said...

Ben de ilk defa 2000'de H2000 festivale gittim, festival gordum. Sonra bu haftasonu One Love'a gittim. Seninle ayni hissiyatlar icindeydim, Pulp dinlerken ve liseli cocuklar gibi iceri gizlice kacirdigimiz ickiyi gazozla karistirip icerken. Sevmedigim halde votka ictim. Yasak oldugu icin. Kapida bize bagiran heriflere uzuldum. Bir insanin boyle gereksiz kinlerle hayatini tuketmesi fikri icimi ciz ettirdi. Birileri hayati bize zehir etmeden, bir yudum bira icemeyisimiz de.

Anonymous said...

Adsız olarak yorum yapılabiliyor olması ne güzel. Hep adsız olmak istemişimdir. O kızla seni bulur sarmaş dolaş barıştırırdım belki de. Ne sen bira içtiğin için şeytansın ne o kapalı olduğu için melek. Ama onun ilk özelliği kapalılık senin de ilk özelliğin bira içmek olmamalı. Araştırsanız ne çok ortak yönünüz vardır. Siz barışmadan kapalıyla, çarşaflıyla, yahudiyle, sünniyle... bir şey olmaz ama ne olmaz?

O kapalı olduğu için şeytan değil, sen de bira içtiğin için melek değilsin ayriyetten.

Anonymous said...

arkadaslar neden bu kadar öfkelisiniz.yapmayin ne olur.öfkemiz onun örtüsüne bunun ickisine olmasin.dunyada ve ülkemizde öfkelenecek o kadar cok sey varki.savaslarda ölen masum insanlar,kadinlar,çocuklar.bizdeyse cinayetleri önde..nasil isterse öyle yasar insan.sadece görüntüsünden hoslanmadigimiz icin insanlari dislayamayiz.bende carsafliyim ve su ana kadar acik bir bayan beni irrite etmedi.otobüste sadece kapalilar olsa diye düsünmedim.yurdumdaki bütün insanlari seviyorum.bana dislayan gözlerle bakanlarada gülümsüyorum.hemde sevgiyle.anlarlarmi bilemem,yoksa nefretinden benim samimi oldugumu goremezmi..görüyorsada daha cokmu nefret ediyor buda bilinmez..insan olmak ortak noktamiz.sadece insanlik degil Allahin yarattigi herseyi severiz biz.Yaradandan ötürü...sevgiyle kalin...

Anonymous said...

Dun o 'Multa Tuli' (Cok cektim) diyen heykelin onundeydim.
Turkiye'de bu zihniyet degisemez, o yuzden de ne kacirdigini asla bilmeden (medeniyet) yuvarlanan calkantili bir toplum olarak depreme kadar devam.

Anonymous said...

"Her iktidar kendi oznelerini yaratir" Foucolt muydu neydi (fuko iste biliosunuz siz) / "guc yozlasir, mutlak guc mutlaka yozlasir" Birisi. "Her ust butun bir baska butunun parcasidir ve her alt parca bir ust butunle yeniden anlamlanir = anlam sonsuzdur" Herminiotik (gibi biseyler)(yorum bilimi) Dun yazilarinin sadece ikisini okuyup ukalalik etmisim, affet ;)

ölmemizi isteyen şu bağnazcııık
varya canım senin o yapmışmıdır dediklerini 10a katlamıştır
senden benden daha uç yaşıyordur
allah ıslah..
katılıyorum herdediğine

Sevgili Deniz ben o ölmenizi isteyen kız değilim ama bende bir tesettürlüyüm kiminize göre yobaz kiminize göre örümcek kafa ki bu sizin gibi çağdaş insanların edebiliceği laf değil gibi kimne göre bla bla bla.Ben içki içmiyorum hayatın anlamınında içkiden geçtiğini hiç sanmıyorum.Türbanım olmasa içermiydim yine içmezdim öncelikle her yaz denize girerim boğaz olması lazım değil gördüğüm bir balık ekmekçide illa bir balık ekmek arası yerim yanında illa rakı gerekmiyor ice tea ilede güzel gidiyor kereta:)Ondan sonra çimlerde yalın ayak yürürüm yatarım koşarım boş bulduğum sokaklarda canım bağırmak isterse bağırırım.Kazandıgım paramı düzene soktugum an ülke değil de Türkiye'nin şehirlerini görmeye giderim ki bizim sizin gibi sponsorlarımız yok:)Bisiklet desen evde katlanır bir bisikletim war kışın bilhassa yağmurda çıkartır bir güzel binerim.Konser desen onada gitmişliğim çoktur tiyatro falan.Ama bunların içinde ufak bir ayrıntı war ben bunları yaparken siz benim hakkımda kim bilir neler düşünüyorsunuz.Ama ben yolun ortasında birbirini hiç görmemiş gibi öpüşen bir çift gördüğümde emin ol içimden evinize gitsenize münafıklar bile demiyorum.Banane lan naparsanız yapın burası özgür bir ülke değilmiydi hani kimse benim içkime kumarıma oyuma buyuma karışamaz diye sürekli karşı çıktığınız.E bende onu diyorum herkesin kendi seçimi saygı duydugu yada koftiden kendi için yaptıgı şeyler wardır.Bende onu yapıyorum inanıyorum aman size inanmıyosunuz demiyorum sakın ha:)Bana benden başka kimse yasak koyamaz.Ben dur dediğim yerde durur devam dediğim yerdede devam ederim.Yani tesettürlü insanlara sanki 2000 yılında sonra türemeye başlamışlarcasına bakıldıgı hatta böyle 'elit'yerlerde ööğğğ diye bakılınca bazı arkadaşlar böyle şeyler düşünebiliyor.Ölün geberin gibisinden:)Yani bırakın arkadaşım bu saçma sapan şeylerin peşini herkes dileiği gibi yaşasın yani sonuçta bir gün hepimiz hıqq diye gidicez.Eywallah

@elif uzun,
bu benim bloguma aldığım en önemli yorumlardan biri bence. ve yazdıkların gerçekten çok güzel.

önemli olan bir kısım elitlerin bir türbanlı (sen veya bir başkası) hakkında ne düşündükleri değil, niye öyle düşündürüldükleri. bu ülkede neden hep "dindar- laik" çatışması olmak zorunda? niye birinin yaşayış ve algılayış tarzı diğerini bastırmak mecburiyetinde?

geçen belgrad'a gittim, sokakta markette gerçekten çok uzun öpüşen çiftleri görünce ben şu elit halimle rahatsız oldum. ve açıkçası buna çok şaşırdım.

başkalarının varoluşuna saygı duymanın temelinde, o varoluşu anlamak yatıyor olmalı. beni en çok rahatsız eden şey, aynı şehirde yaşadığım bir kadınla, sırf birimizde türban var, diğerimizde yok diye elma armut gibi ayrı düşmek. toplanıp çıkartılamaz olmak. halbuki ikimiz de memesi açık gezen afrikalı kadını birbirmizden daha rahat kabullenebiliriz.

tamam, toparlıyorum, bi tuhaf yerlere gittim.

özetle bu ülkedeki insanların arasındaki düşmalığın ve uçurumun, bu ülkeyi yönetenlerin marifeti/çıkarı olduğunu düşünüyorum. kutuplaşmanın ne işlerine yaradığını ise, türk siyaset tarihini azıcık düşünerek hepimiz bulabiliriz zaten.

sana da eyvallah,
d.

23 yaşındayım ve bir kere bile şu laik şu dindar diye kimseyi ayırt etmedim.Ama beni 'saygı duymadan' ayırt edenleride çok pis ayırt etmişliğim vardır Allah affetsin:)Napalım yani sokağadamı çıkmayağğ:)Bence partiler değil bunları insanların beynine sokanlar, insanlar bunu okadar çok istiyoki ahh biri beni dışlasın ayırt etsin bana ters baksın da cazgırlık çıkartıyım peşinde.
E ne diyim ben inandıklarımın peşinde gitmeye devam edicem kimin ne dediği nasıl baktığı ne düşündüğü umrumda olmadan.
Herkes bunu denesin gerçekten çok iyi geliyor.Belki o zaman bir şeyler değişir
Saygılar...