Yoldan Gelen Mektup

By | 11/22/2012 27 comments

Sevgili Siz,

Şu aralar bi yoldayım. Gerçi hepimiz, durmaksızın bir yoldayız da, ben bilmediğim bir patikaya saptım şu ara. Bunu bilerek ve isteyerek yapmış olmam, patikada huzur bulduğum anlamına gelmiyor. Bilinmez patikalar geceleri soğuk ve yalnız, gündüzleri sıcak ve hesapsız olabiliyor.

Tuhaf mı? Nıç, çok değil.

Size vaatlerde bulunmuştum; öyküler yazacağım, başka bir pencereden bakacağım, kitaplar anlatacağım, seyehatleri seveceğim, tanımadığım insanların gözlerine bakacağım diye...

Vaatlerim için burdayım ve olaylar şöyle gelişti:

Bundan birkaç ay önceydi, manitaya iş ve acans ile ilgili saçmasapan birşeyler anlatıyordum bir akşam. O da adeti olduğu üzere, yeterince ilginç bulmadığı bu muhabbeti dinlemiyordu. Dinlenmediğimi fark edince benim içim bir çöker, dudağım büzülür; büzüldüm. Sonra, artık ilahi bir ilhamla mı, idari bir kısa devre ile mi, tam bilmiyorum, aklıma bir fikir geldi.

"Aşkitom" dedim, ki evet özel hayatımda aşkitom diyebilecek kapasitede yavşak tarafları olan biriyim, "Aşkitom acaba kışı Kabak'ta mı geçirsem? Şöyle kitabımı bitirsem, blogu kitap yapsam, kısaca yazsam?"

Aşkitom ise cümlenin geri kalanından anlayacağınız üzere biraz geniş biri; "Olur valla ben destekliyorum" demesin mi? A- aaa. Bir anda bulduğum dandik fikrin gerçeğe dönüşme ihtimaliyle göz göze kalakaldım. Fikir bana "Tuttun mu ucunu?" dercesine göz kırptı. Ve o an saptığım patikanın toprak yolu önümde uzanmaktaydı.

***

Ben çok çılgın biri değilim, sakın yalan reklamlarıma, sahne presınslarıma felan kanmayın. Yıllarca oldukça makul biri oldum, üniversite bitirip derhal işe girdim. 8 senesi reklamcılık olmak üzere 10 senedir pek çoğumuz gibi ekmeğimin peşindeydim.

Sevmediğim işlerde, ağlayarak çalışmalarım da oldu, kendimi ofislerin hıslarına kaptırıp tepesine çıktıklarım, kırdıklarım, kırıldıklarım, tepeme çıkardıklarım da. Oysa dün gibi hatırlarım, ben hiç bir gün bir başkasının üzerine basacak denli bok yutmayacaktım. Halbuki bir kez ortama girende, yeminimi bir parmak malumunuz eşliğinde yutmam çok uzun sürmedi. Zira bilirsiniz, bir sistem var bende, benden içeri.

Uzun lafı kısa bağlıyayım, o meşhum günden itibaren hayatımın en büyük anketini başlattım. Önüme gelene tutup tutup, "Kanka ben kışın dağa çıkıyorum, hipi oluyorum, şöyle yazıyorum, böyle kopuyorum" fikrini enjekte etmeye başladım. Açıkçası, öyle ahım şahım, öyle alkışlı tepkiler de almadım. Kimi patenti bizzat sağ kaşıma ait "Hıı çok" bakışıyla süzdü beni, kimi anneme söylemekle tehdit etti. Bazısı "Ulan Kabak'tan yazar mı çıkılır, ancak tekneci olursun denyum" çıkıştı bana, kimi post ergenlik krizine girmekle itham etti.

Yoga hocam Defne, aynı zamanda fahri akıl mihengim de olduğundan, "Dediğimi yapma, yaptığıma bak" örnekleriyle geldi bi gün. Üstelik hayatının belki de en zor günlerindeydi, insanın babası her gün ölmüyor neticede. Defne'nin ayağındaki kırmızı pabuçları, bana getirdiği okuma lambası, çok işlevli çakı ve lastik eldiven'den mutelif hediye setini, hikayemize etki ve katkısını hesaba katmadan not düşmek isterim. Artık içine ne doğduysa, öyle orjinal Amerikan şeyler almış bana. Fikrime cevabı kesin ve basitti üstelik.

- Aklına düştüyse, gideceksin. Bundan 5 sene sonra şu an içine düştüğün onca şüphe ve korkuyu hatırlamayacaksın bile.

"Çok biliyosun Defne", demedim, böyle şeyleri biliyo çünkü kadın. Açıkçası ben tek başına gidip senelerce Tayland'da, Hindistan'da kalan başka Türk kızı tanımadım. Neyse ben buradan aldığım gazla, toparlanmaya başladım.

İşi bırakmam, evi boşaltmam, eşyalarımı satmam, kendime vadide kalacak yer ayarlamam, kedimi bakıma almam, kendime para getirecek iş güç bulmam ya da bulamam 3 ayımı aldı. O esnada ayılıp bayılmalarım, gece kabuslara bağlamalarım, histerikçe ağlamalarım, misal spotçu amca eşyalarımı sırtlarken hüzünle ardından bakmalarım, yıllardır biriktirdiğim onca yazı ve mektup ve öteberiyi toplarken nostaljiden kurumalarım oldu.

Beş sene, beş sene, beş sene... Tekrarladım sürekli. Sizi temin ediyorum, hayatı boyunca aldığı hiç bir yazılı kağıt parçasını atmamış, evini kalesi bilmiş, işi gücü olmayınca kendini sokak çocuğu saymış, parasızlıktan ödü kopmuş, duygusallığın dibinde yeşile çalmış biri için çok kolay işler değildi bunlar. Ama beş seneye önemi olmayacakmış madem, ittirdim kendimi. İttire kaktıra geçti 3 ay.
Vay vay vay.

***

Bu hikayenin mutlu bir sonu yok. Çünkü henüz başladı.

Kabak'a giden takside, kedim Rüya kafesinde sakinleştircilerin de etkisiyle baygon baygon miyavlarken gördüğüm her parça şeye "Bu da benim!" dedim. Yol kenarındaki işaret levhaları, yürüyerek 2 saat mesafedeki dispanser, sonbaharın büyüttüğü pembe çiçekli sarmaşıklar, kayalıklar ve çiğ tutmuş çam ağaçları, zeytin ve keçi boynuzları ve denizin sesi ve güneşin sıcağı ve kuyruğu cam göbeği semenderler ve karınları tombul örümcekler ve vadinin türlü çeşitli köpekleri, şelalesi, çakılı, mini kurbağaları ve henüz tanışmadığım insanlar ve ışıksız gecelerin konuğu binlerce yıldız...
Hepsi benim.

Hemen şu noktada durup kendime bir kez daha "Hıı çok!" çekmeyi borç bilirim.
Vadideki henüz 2. gecemde yalnızlığın kafası, korkuya, korku hüzüne, hüzün öfkeye dönüştü. "Seni de skerim tavrını da" diyerek Rüya'yı dövüp, korkudan odadan çıkartmayan erkek kedinin birine (ismi Fare) ve ardından duvarda gördüğüm semendere su atmam, 48 saatten az sürmüştü.

Dedim ya, bu hikayenin mutlu bir sonu yok, çünkü daha başındayız.
Belki haftaya çıldırır, İstanbul'a geri dönerim. Belki kışı orada geçirir, romanımı yazar, bahara Tayland'a giderim. Ya da belki tek kelime yazamam, utançtan insan içine de çıkamam, orada tekneci olurum. Ya da belki annem durumdan haberdar olunca gelir beni bi güzel döver, akıllanır ilk gördüğüm ajansa girer, SSK'm ödenince gerçek huzura ererim.
Açıkçası size boyumdan büyük sözler verecek değilim.

Madem ki deniyorum, her an yanılabilirim.

Sadece şunu söylemek istiyorum sayın ve sevgili okuyucu; kim olduğunu, adını, yaşını, hayatını nasıl kazandığını, nasıl dertlerle uğraştığını bilmiyorum. Hayallerin nedir, umutların kimdedir, şu an ne istersin, yarın nasıl uyanırsın onu da bilmiyorum. Aslına bakarsan şu aralar kendimi tanıdığım insanların en cahili, en salağı gibi hissediyorum.

Ve fekat, hayat çok güzel. Herkesin güzeli ise kendine.
O güzel bazen çok zor, çok nazlı, çok edepsizce tırstırıcı ama hep bir tane.
O biricik, o tek kullanımlık, o tamamı sana ait hayatı güzel kullanmak ise, sadece senin elinde.

İşte ben o ellerinden, umutla öpüyorum...

d.

Biterken,
dün akşam Kısmet Şov'a gelen kız çetesi, sizi hayal kırıklığına uğrattım diye kahroluyorum şu an, beni üzmeyin. bi süre sonra yine gelin. eşim dostum canım cicim, siz nereye beklendiğinizi iyi biliyorsunuz. ve anne, seni arıycam, panik yapma kurban olduğum.
Newer Post Older Post Home

27 vatandaş cevab hakkı kullandı :

in india we don't think who we are, we know who we are (hrundi v. bakshi)

v ben oluyorum işte.

yaş 33, hayatımı reklam yazarak kazanıyorum, şu an stüdyoya yetişmesi gereken bir radyo spotu ile uğraşıyorum, seni kendi mutluluğum adına vekil tayin ediyorum. yolun açık, şansın pek olsun...

Anonymous said...

siz su kitabi bitirin hatta on sözüne bu yaziyi koyun. ilk alacak olan bu tanimadiginiz okur olur.

Hayallerin hayallerim, dualarım seninle! başaracaksın.

Anonymous said...

Tam da gerekeni yapmissiniz Yanilgi Hanim. Stres yaratmak gibi olmasin ama yillardir sizden edebiyat alaninda beklentim buyuk. Artik Kas mi Kabak mi, bir inzivanin size ziyadesiyle yarayacagindan eminim. Kolay olmayacak, ama cok guzel olacak. Bolca sevgiler.

Anonymous said...

hayallerini gerçekleştirme yolunda adım atan sana saygı sevgi.. hayranlık..gönderiyorum..
yolu çizmiş ve yola başlamışsın..
bir anne olarak.. evde vır ve dır sürekli ne yapmak istekilerini ve ama yapamadıklarını anlatıp depresif tutumlarıyla kafamı şeeden iki evladın onurlu ve gururlu anası olarak derhal bu yazının bir çıktısını alıp.. rulo yapıp.. onunla dövemeye karar verdim evdekileri.. kitabın önsözü olsun gerçekten bu yazı..

atalet

kendin için bir ŞEY yapmışsın, şahane! yolun açık, şansın bol, güneşin bol, kalemin şelale olsun :)

benim hayalimi gerçekleştiriyorsunuz.imrenerek izlemeye devam edicem:)

Selam Yanılgı (Adını söylemiyor muyuz?),

Şu ara içinde bulunduğum hissiyatı gerçeğe dönüştürmüş olduğun için önce seni kutluyorum. Başaracağına eminim. Yıllar önce bir dergide kesişti yollarımız ya hani, ben o zamandan bildimdi senin çok meşhur olacağını :) Kitabını hasretle bekliyor. Kendime de seninki gibi bir azim diliyorum :) Bir şey lazım olursa hiç çekinme!

Sevgiler,
Nihan.

Doğru bir adım atmışsın, keyfini çıkart.. Hayatımın hiçbir döneminde, çekip gidip dünyayı dolaştığım yıl kadar öğrendiğim ve kendimi bulduğum olmadı. Herkese tavsiye ediyorum hayattan 1(+) sene çalmayı (emekliliğe bırakmayın bu işi)

kendim o yola çıkmış gibi sevindim. o tanımadığınız okura da ilham verdiniz böylece.
tebrikler, mutluluklar!

banu said...

Kışın sessizlikte bir başına takılırken ve belki ara ara kendini sorgularken 'cesaretine acaip gıpta eden ve maceranı en az senin kadar coşkun ve bir o kadar tedirgin hislerle takip eden merak dolu takipçilerin' olduğunu unutma ve gebeş gebeş gülümse! adamımsın kıs;)

Cahil veya salak olmadigin kesin. Bak herkesin kalbi seninle - butun kalbimle istedigin hersey gerceklessin dilerim. Neferimizsin D!

"Belki şu olur, belki bu olur"un pek bir önemi yok bence. Kanımca, şu an! olanlar, "belki" diye bir vaziyet bırakmayacaktır ilerde. Bu sürece ucundan blogundan tanıklık etmek ilginç olacak baya :)

Bunu bir cihat ya da haçlı seferi havasına sokup "yürü be arkandayız!" dememin bir faydası olacağına inanmıyorum ama içimde yaratıcı bir insan için, böyle hani ahmak ıslatan yağmurlu bir heyecan rüzgarı oluştuğunu da inkar edemem :D Bu abuk betimleme ne ifade edecek onu da kestiremedim şimdi... Ama niyetim iyi yani, o konuda net olayım en azından.

Her ne oluyorsa en doğrusudur. Gerisi teferruat sanki, galiba...

Yaptığının benzerini yapıp, istifa edip uzaklara hayallerimin peşine gittim ama aynışekilde iki aydır mutluluktan çok korku ve mutsuzluk demeyim ama bir huzursuzlukla cebelleşiyorum burada ve "kendime ne gerizekalısın istediğin şeyi yapıyorsun ve hala mızmızlanıyorsun yada mal niye o düzeni bozupta böyle aptalca bir maceraya atıldın" şeklinde söylemlerle etmediğimi bırakmıyordum. şimdi bu yazıyı okuyunca dank etti "yalnızlığın kafasının korkuya, korkunun hüzüne, hüznün öfkeye dönüşmesi" bu gibi durumların genel geçer kuralı galiba. vazgeçmeden mutlulukla değil belki ama mutluluğun umuduyla o beşinci yılı beklemek mi gerekiyor ne...

Eylul said...

Rüyamda fusyalar fusyası(niye öyle bi renk seçtiyse bilinçaltım) çevredostu kumaş bi canta vardı. yoga matı sıgacak kadar uzun ama. bi kitap promosyonu olarak almışmışmışım. sıkıkıçlar çantasıydı.

Sıkıkıçlar olmaz herhalde ama :)
günün birinde PRını çantayla yaparsan mutlaka mat sığabilir cinsten olsun :p

Ps: 13 Aralık'ta geliyoruz.

Anonymous said...

çok güzel yazıyorsun. romanını okumayı sabırsızlıkla bekliyorum. başarılar diliyorum.

Meksika'da bikaç ay kalıcağımı anladığımda şehrin orta sınıf mahallelerinden birinde bi eve taşındım. Bavulumu bırakıp sokakta dolaşmaya başladığımda bakkaldır, büfedir, elektrik direğidir, çamaşırhanesi, durağı, bunların hepsi benim diye dolaştım. Çok azına girdim ama burası benim, bu yollar bu tozlu sokaklar benim diyerek, ve nasıl büyük bir mutlulukla. Yazını okuyunca onu hatırladım, bazı mutlulukları hatırlamak bile mutlu etmeye yetiyor ya, onlardan.

Resmi gördüğümde de "ah Faralya günlerim" demiştim neresi olduğunu bilmeden, hakikaten civarlarındaymışsın. Oradan ufak bir yer alırsam falan, hani ufak bir bakkal var ya, 5-6 rafa -akranlarının aksine- sere serpe yayılmış 10-15 ürün satan. Bir de bank var, buluşuruz belki.

ahaha o değil de, hayallerinin peşinden gitmeye cesaret eden insanlara sevgim saygım her bişeyim sonsuz. Benim de aklımda kendi çapımda hayallerim var, onlara geçişi planlama aşamasındayım, bahsettiğin korkular endişeler henüz bir sis bulutunun arkasında, belli belirsiz seçiliyor. Gün gelince hepsi çirkin yüzünü büyüteçle bir de yakından göstericek eminim. Ha ne diyordum, cidden çok sevindim adına, tüm insanlık adına. Umarım mutluluğun oradadır. En azından yoluna baş koydun ya... Kabe'ye gitmek için Konya'dan yola çıkan karınca hesabı, varamasak da yolunda da mı ölemeyiz mutluluğun?

Sevgiler...

Bundan bir ay önce ben de on yıldır aynı güvenlik kaygılı çalışma alışkanlığımı bırakıp sonraki günlerimi yazarak geçirmeye karar verdim. Ama yalan yok sizinki kadar dramatik bir değişiklik değildi benimki. İş sahibi olmak yerine o mesai zamanında evde yazacaktım. O sırada bir aylık sevgili kocama yazmak istediğimi söyledim ve kabul etti. Çok güzel adamdır ama yine de cevabını çok kez tekrar ettirmem gerekti inanmam için. Arkadaşlar destekledi. Aileyse başka alem, takdir etmeseler de gölge de etmediler ve yaklaşık bir hafta önce anlamıştım ki tutmuştum ucunu :)Siz de fark etmişsinizdir ya tüm bu zaman içinde anlıyorsunuz ki yazmakla aramızdaki tek engel yine kendimiziz. Ben pek blog takip etmezdim fakat bir zaman önce sizin blogla karşılaşmışım ve yazılarınızı çok beğendiğim için takibe almışım. Bu hafta olup olmamakla ilgili şüpheler içinde benim için zor geçmişti. Tam kafayı düzelttim derken bu yazıyla karşılaştım ki bunu güzel bir işaret olarak alıyorum kendime ve size muhteşem bir deneyim diliyorum. aslında tüm bunları yazmamdaki neden hani her şey birbirine bağlı ya yaptığınız bu seçimle hiç tanımadığınız birine daha iyi geldiğinizi bilin istedim.
sağlıcakla

s. said...

bir sonraki şovunda oradayız.
sen bitirince, biz domestoslu ellerimizle alkış tutar, mor mendil sallar, kaşık çalarız. sonrasında bighug ı da atlamayız, söz.
toprak berekettir,
vadi bünyeye iyi gelir. oku-yaz-oku

Anonymous said...

yzadım yazdım sildim yazdım yazdım yine sildim. bizi bırakıp nerelere gittin gulüm

Son zamanlarda okudugum en iyi yazin bu olmus Deniz. Harika. Basarip basaramaman onemli degil,onemli olan bu iç yolculuga çikmis olman... Gundelik hayattan kopabilme cesareti gosterenle gostermeyen bir olmuyor. Bunu yaptigim dunya turundan dondukten sonra anladim.Insanin kendi derinlikleri kadar guzel bir yer yok.:)

Siminya said...

senelere varan hayranlığımın verdiği yetkiye dayanarak kitabını heyecanla bekleyeceğim. en ön sıradan yer ayırttırdım. şansın açık olsun, saydığın o kıskandırıcı güzelliklerin tadını çıkara çıkara yaz. hayatının en kıpır kıpır ama aynı zamanda en dingin ayları olacak. seni seviyorum.

yananba said...

bir kendini kurtaran için ohhh seansı bu şarkı bana göre.
bu şarkı uyar mı uymaz mı bilmem ama sana gelsin ;

http://www.youtube.com/watch?feature=endscreen&NR=1&v=ccVC5MjZEfs


En güzeli de; yola çıkmak ve tabikide yolda olmak..! Yazmak için yolculuk yapmak şarttır benim nazarımda, ya içene doğru, yada olanca pervasızlıkla binlerce Kilometre uzağa... Ama nihayetinde Yolculuk Şart! aycanolas.blogspot.com

xxxx said...

seni çocuk,yemek ve moda dışında birşeylerden bahseden kadın blogger arayışımda buldum,gözlerime inanamadım,çok sevdim
denemende başarılar,sonuç ne olursa olsun "iyiki yapmışım"lardan olacaktır bence.

sınırlı miktardaki internetimle hepinize tek tek cevap vermem mümkün değil ama bilin hafiften ağlıyorum şu an. şaka lan ağlamıyorum, keyfim yerinde, çok sağolun.

gitti diye üzülenlerin bir tık uzağındayım. hatta az sonra daha da yakın.

ay lav yu. (siminya - 12 Aralık'ta kısmet şov ankara if'te, haberin olsun. lav lav lav)

Yazar Hanım, orada biraz daha durunuz. Çünkü hiçbirşeyin astarı 40ı dolmadan çıkmıyor. Gerçi ben sizi biraz ihmal etmiş, ismimin ve cismimim övgüyle anıldığı bu yazıyı neredeyse 40 gün sonra okumuşum (mübalağaaa sanatı). Sanmayasın ki ben de ilk gecemi geçirdiğim bitli Bangkok otellerinde Nirvanaya erdim.
llk uçağa atladığım gibi, şehre dönüp, annemin şehriye çorbasına dalmak vardı o an aklımda. Ama bir ses vardı işte, hele 40ı çıksın kız ya, bir dur dedi.
İşte şimdi ben de sana o ses olarak yazıyorum.
Bir 40ı dolsun kız, bir dur orada.
Bir de ben ziyarete gelicem. Yanyana klavye çıtlayacağız batan güne karşı.
O da var.
Rüya'ya selam.