Öfkeye Direnmek

By | 9/11/2013 10 comments


Dün sosyal medya yine, ölen gencecik bir çocuğun haberi ve onun bazı kesimlerde yarattığı acı ile diğerlerinde yarattığı "oh olsun"culuk ile dolup taşıyordu. Ben bir yandan Rock n Coke yazısı yazmak istiyor ama umutsuzluktan kolumu dahi kaldıramıyorken, annem aradı. Aslında önce ben onu aradım; Mango'da bana 2 sene önce ördüğü merserize kazağın lacivertini görmüştüm, "Bundan bir tane de lacivert örsene" siparişi vermiştim..

Vay beni, vaylar beni.

Annem elbette öyle 10 günde bir aranıp, Zeki Müren kirpikli  merserize kazak sipariş edilerek sevindirilebilecek annelerden değildi. Kitabımı okuyordu ve çok çeşitli sosyolojik, psikolojik, hatta onkolojik çözümlemeleri vardı. Bu çözümlemeler teknik bir arıza sebebiyle 25 dakikada bir kendini kapatan telefonu sayesinde, 3x25 seans olarak gerçekleşti.

Uzun lafın kısası, annem yazılarımdan nefret etmiş. Seçtiğim kelimelerin bayağılığından tutun da, harcanmış parlak zekama, içinde yaşadığım, kendi seçtiğim hayatın kaotik bataklığına kadar, pek çok şey düşünme fırsatı bulmuş. Çok büyük sağukkanlılıkla dile getirdiği pek çok fikrine katıldığımı söyleyerek bu bahsi kapatacağım.

Annenize içinde "Fakir ama iyi sevişen adam" başlıklı yazılar olan bir kitap verip, sizi alkışlamasını beklemeyeceksiniz arkadaşlar. Hayat o kadar da basit değil.

***

Dün gece Kadıköy'de arkadaşlarımın bir kısmı, küçük gruplar halinde direnirken ben evde dünyanın sonu temalı ve gerçekten inanılmaz traş bir film olan World War Z'ye bakıp bakıp ağlıyordum. İnsanın varlığının temelini oluşuturan şeyce beğenilmemesi, kabul görmemesi, o kadar çabuk atlatılacak bir ruh hali değil.

Önce öfkelendiren, isyan ettiren, sonra yılgın bir koyvermişliğe dönüşen, ebatlı sarmal. Kendi içinde dönerek kendini yok ediyor.

***

Şu noktadan sonra, ebebeyin-çocuk ilişkisni, devlet-vatandaş ilişkisine benzeterek nasıl bir sosyloji yakalayacağımdan emin değilim. Ama devam ediciim.

Tamam, biz bu devletin istemediği çocuklarıyız, elinde olsa hepimizi geç de olsa aldırırdı. Ve evet, canımız onların gözünde çok değerli değil. Ve elbette, biz kötü çocuklarını, diğer iyi çocuklarına dövdürtmek istiyor devlet. Bunun için hakkımızda demeyeceği yok. İyi çocukları buna inanıyor, eğer devlet babasını sonsuza dek severse, onu hep sayarsa, başına gerçekten fena birşey gelmeyeceğine, bizim ailenin kutsal bütünlüğünü bozan, içip içip düğünlerde dağıtan, sarhoş, kumarbaz, hayırsız kuzen olduğumuza inanıyor.

Bu inanç, devletin tüm tomalarından, tüm çeviklerinden, tüm ses ve gaz bombalarından ve henüz üstümüzde kullanmadıkları, lakin emin olun az daha karmaşık bir ortamda kullanmaktan hiiiç çekinmeyeceklerinden, daha güçlü bir silah.

Öfke, korku, düşmanlık...

Dr. Who'nun savaştığı evrenin abuk subuk canavarları gibi, devletimiz de insan doğasının en aciz yanlarından besleniyor. Ve özür dilerim kardeşim ama biz de onu, tıka basa besliyoruz. Bu kadar kalabalık bir insan topluluğunun artarak ve en nihayetinde gencecik bir çocuğun ölümüne similey koyacak kadar çıldırarak karşı durduğu şey, haklı, meşru ve meşru müdafa olduğu halde, demek ki doğru etkiyi yapamıyor. İnsanları ikna edeceğine, uçlara itiyor.

***

Direniş'in ilk günlerinde pek çok insanın uymaya çalıştığı nezaket kurallarını düşünün; hakaret yok, küfür yok, taş, sopa, molotof yok. Halkı korkutmamak adına yapılan "barikat resmi paylaşmayın!" uyarılarını düşünün. Henüz bu kadar çocuk ölmemiş, evlerimizin içine gaz bombaları atılmamış, umudumuz sağlam ve öfkemiz bu kadar keskin değilken kullandığımız dili, korumaya çalıştığımız direniş değerlerini...

Hükümet her adımında, medyası dahil her organıyla, bizi ve onları ayırmaya, düşman etmeye, öfkelendirip zıvanadan çıkartmaya çalıştı. Ve inanılmaz başarılı oldu. Her inanç ve düşünceden milyonlarca insan zalimleşti. "Bir karıncayı bile incitmem" diyenler, "ölen polise/direnişçiye üzülmem", "sizin de çocuğunuz ölsün" demeye başladı. Çünkü evet, insan doğası bu. Yeterli baskı ve zulümle bir bebekten, bir katil yapmak elinizde.
Hem de tüm bebeklerde.

***

Hülasa, ben size şimdi durup, "direnmeyin" diyemem. Yarın öbür gün bir barikatın yanında eşimin dostumun gözüne Talcid sıkarken karşılaşırsak, "ama sen de böyle dedindi" geyiğinizi hiç çekmem. Lakin direniş'in mesajı "Yakın, kül eyleyin, devirin bu Allah'ın cezası ülkeyi!" olamaz, olmamalı.

Her sabah içimizden geçen, midemizden yukarı tırmanıp boğazımızı yakan o istifra nöbetini, bizi hiç tanımayan, bizden korkan, korkutulan insanların önüne sürüp, alkışlanmayı beklemeyemeyiz.

Onlara vereceğimiz ilk mesaj "Kardeşim, senin var oluşunun tehdidi ben değilim!" olmalı.

"Benim canım bu hükümet için kıymetli değil ama, inan senin ki de değil. Yarın öbür gün savaşa girdiğimizde, senden hibe etmeni istediği o 3 çocuğunu birden alacak. Ve emin ol, hiç bir savaş, hiç bir çocuğun kanını hakketmiyor."

Bunu ikna edici bir biçimde söylemenin, yolunu bulmalıyız.

biterken,
öfke ile değil aşkla diren.
olmadı arkadaşlıkla, barışla, şevkatle.
ve annemin haksız olduğunu söylemeye çalışacak iyi kalpli cicişlerim, yayınlamıycam yorumlarınızı. 
anaya laf yok:)
Newer Post Older Post Home

10 vatandaş cevab hakkı kullandı :

yazdığını yaşadığını annenle paylaşabilmen ne güzel bunu paylaşabileceğin bi annenin olması ne güzel çok imrendim direnişe dair söylediklerinede çok haklısın çok şey var yazacak söyleyecek ama kelimeler o kadar cılız kalıyor ki şöyle direnin böyle yapın demek malesef çok güç aşkla hoşgörüyle sevgiyle ve sabırla direnecek kadar gücümüz olur ve sonuna kadar bu güç hep yüreğimizde kalır umarım.

ko za said...

polislerin bir çocuğu dövüp yaka paça götürdükleri bir videonun altına polisler için "ge-be-re-cek-ler!" yazan arkadaşım(ki dolu bir adamdır) mesela üzüyor beni. pislikle savaşırken onun da duyguları kirlendiği için. belki de hakkıdır kısasa kıssas. bilemiyorum. ama videoyu açtığımda bakıyorum da ben de öfkesini haklı buluyorum. bir anlık da olsa büyük bir öfke duyuyorum.
biliyorum ki yaşanan acılar yakınımıza sokuldukça öfkem daha da artarak nefrete dönüşecek. bir kere nefrete dönüştüğünde de geri dönüş olmayacak. biz de onlar gibi kirleneceğiz.
yazının başlığı çok değerli; öfkeye direnmek. bence her an bunu hatırlamalıyız. çünkü şu günlerde bir çoğumuz öfkeye bilinçli ya da bilinçsiz direnmiyor. istemiyor. ama dediğin gibi savaştığımız şeye benzemeden savaşmanın bir yolunu bulmalıyız.
iznin olursa arkadaşlarıma da hatırlatmak için yazından bir kaç alıntı yaparak paylaşmak istiyorum.

momos said...

neredeyse birebir aynı duygu ve düşüncelere kapılmışız, benzer bir yazıyı dün geceden sonra ben de bugün yayınlayacaktım, yetiştiremedim. iyi de olmuş. becerebilirsem ben de ne yapılabiliri örneklerle anlatmaya çalışacağım. seninkinin test kitabı gibi olacak.

bu arada anan haklı, hem de yerden göğe kadar. yalnız anneler haklıdır haklı olmalarına da kimse haklıları dinlemiyor. buna onlar da dahil. ki bu sık sık unuttukları bir gerçek.

auri said...

aşk ve kahkaha kurtaracak dünyayı :) öyle güzel yazmışsın ki hem direnişle hem annenle ilgili hislerini.. yüreğine sağlık! <3

Anonymous said...

öyle bir kapanıyor ki diyalog.. öyle bir kapanıyor ki.. sanki.. "seni duyamıyorum " diye şarkı söyleyerek kulaklarını kapatmış insanlarla karşı karşıyayız..
senden az önce.. 12 eylül yazısını okudum.. bir başka blogcunun.. kapısının önündeki kavgayı apartmana sığınan kişiyi.. ve ona yardım bile edemeyisşerini anlatmış..
belki o günlerden bir adım öne geçtik.. ama az gevşeyip diyaloğa çıkmazsak..
ilerlemek zor olacak diye düşünüyorum.. sevgiyle dayanışmayla.. anlayışla srsün diliyorum...

annene taptım.. ben de anne olarak ama..
açıkçası ben eleştirilerimde bu kadar özgür olamıyorum.. =)..


atalet

yorumlarınızı çok sevdim ve hepsi benim için çok çok değerli.
istediğiniz yazımı istediğiniz yerde, parça parça veya bütün bütün kullanabilirsiniz.

ay lav yu, big time.

bira içiyorum gaz atıyor, bira içiyorum gaz atıyor, dur şu biramı bitireyim diyorum, ıh ıh dinlemiyor (a true story) sonra ben niye direniyorum

her şey iyice sürreyalistik oldu. salı akşamı, benim sokağın başında çocuklarla bir an ayrı düştük, ben yan apartmana saklanıp, eve gittim, 1 saat sonra onların gözaltına alındığını öğrendim. bir telaşe fırladım çıktım. rıhtım karakolu'na beri doğru. daha operanın yanına vardım varmaz, bahariye caddesi'nde allah allah diye saldıran polisi gördüm moda yönüne. arkada da 2 tanesi gülüyor. ne yapıyonuz siz ya dedim (alkolün verdiği cesarete ve arkaşlarımı aldınız beni de alın artiztiğine bağlı olarak) o da sökülmüş kaldırımları gösterip asıl siz napyonuz dedi. yani anlayacağın gudubet bir muhabbet. bir yerden gelmiyor bir yere varmıyor. sokağının başında 5 dakika önce seni öldürecek bir adamla 5 dakika sonra geyik yapabiliyorsun. savaş gibi aynı, yansımasıyla gerçek imajı çok farklı. aşkla falan direnmek o yüzden bana anlamlı gelmiyor. öfkeyle direnmek de. hiç kimseye dönüşeceğim yok, insanlar değişmiyor, bu gerçeğe dönmek istemezdim ama döndüm. yarak gibi ülke burası. beyin çölü. vasatistan. olduğu olacağı bu. kimseyi değiştireceğimiz, haklılığımızı anlatacağımız falan da yok. en kötü he he diyip sırtını sıvarlar adamın. bu direnişten bana kalan, etrafımdaki 3-5 hakiki insana daha çok sarılmam gerektiği oldu. yaşayacaksam onlar, öleceksem onlarla, senin gibilerle yani. gerisi gerçekten umrumda değil. batman'in dediği gibi onları öldürmeyeceğim ama kurtarmak zorunda da değilim...

Sevgili Deniz,
Turkiye'ye dönüp de senin kitabını Dost'un rafında görünce bir hoş oldum. Onceki yazılarının birinde dikkatli okuyucuları olan birkaçımıza kitabını hediye etmek istediğini yazmıştın teklif halen geçerliyse, karşı ödemeli olarak postalayacağın bir adres verebilirim.
Brownian

ÖZGÜR said...

ko ver gitsin! anne-babalar hep haklı ama biz çocuklarda hep haklı! çıkılmaz ikilem. benim baba da küfürlü yazıyorum diye ''edep yahu edep'' deyip duruyor. yalnızca son dönem değil ergenliğimden beri de her türlü direnişimde kodese tıkılacağımdan korkmakta! ko ver gitsin! ki zaten öyle de yapmış gibisin!!!