Sosyalleşmek

By | 11/29/2013 8 comments
Kız arkadaşım olmasını özlüyorum.
Son zamanlarda kız arkadaş kafasına en çok yaklaştığım an, Hazal ile Ece'nin beni Kadıköy Zeplin'e çağırdıkları an. Onlar da temelde birbirlerinin kız arkadaşı olduklarından, aynı hissi vermiyor.

Yine de kızlarla sosyalleşmek güzel, yanlarına gittiğimde yine psikologlarından konuşuyorlar. Hayatımda hiç psikoloğa gitmedim ve aşırı merak ediyorum. Kesin adamı esprilerle güldürmeye çalışırım ama bir noktada şakalar elbette maksadını aşar, karşımdakini rencide edecek hale gelir diye korkuyorum. Psikolog delirtmek diye bişey varsa, ben sırf geyik sevdasından bunu yapabilecek kalitede biriyim.

Velhasıl psikolog muhabbetine ekleyecek bir şeyim yok, susuyorum.

Beni daha önceleri okumuş olanlar niye kız arkadaşım olmadığını bilebilirler. Aşırı özet geçmek gerekirse, 3 m kuralı geçerli; mukadderat+manitacılık+mankafalık. Ki mankafalıklar genelde benim hesabıma yazılan vukuatlar. Elimdeki en kaliteli kızlardan birini çok kırdım, sonra yapıştırmak mümkün olmadı. Bir diğerini o kadar uzun süre görmedim ki, benim ben olduğumu unuttu sonunda, baydı. Psikoloğa bunları anlatabilirim düşününce, belki bir açıklaması vardır.

***

Bir iki drink alalım diye başlayan gecelerin sonu hep ziyan oluyor. Psikoloğa anlatılacak bir diğer meselem de, bu olabilir. Ertesi günleri tam da annemin üstüne basa basa "işte müptezellliğin kalesi" diye gösterceği türden. Kavrulan bir mideyle bir köşeye sinip, önceki gecenin flashbacklerine Amerikan dizisi dublajıyla "Oh yo hayır! Bunu yapmış olamam!" çekiyorum. Üstelik sıkıldığım şey yaptıklarım bile değil, bunları dert ettiğime dertleniyorum.

Ece- Hazal buluşmasında öyle olmuyor lakin. Efendi gibi barın önünde bira yudumluyoruz. Önce Hazal bir süre Gaziantep'in Anadolu'nun en modern kenti oluşundan bahsetse de, konu elbette ve özlendiği üzere erkeklere geliyor.

Kızlarla manita muhabbeti yapmayı ara ara hor görmüş olabilirim. Tam bir densizlik. Zira çoğunlukla erkeklerin araba yahut bisiklet yahut bilgisayar yahut müzik aleti parçası geyiklerine maruz kalıyorum. Hayatım boyunca kullanmayacağım yüzlerce parça hakkında çeşit çeşit bilgilerim var; sabit disk kerbelaya dönmüş, işlemci zaten müşkül durumda.

Oysa kızların erkek muhabbetinde de, diyecek pek birşeyim yok gibi. Eskiden ilişkiler üzerine ahkam kesmenin bir heyecanı vardı. Fakat o kadar çok ahkamladım ki, en nihayetinde o heyecanı öldürdüm sanırım. Cinsellik, flört, hatta ihanet, aşk acısı, göz yaşı, şiir, şarkı, hurma... Bana hepsi bir gibi geliyor. Erkeklerimiz hala hodbin, hala bencil ve ruhen büyümeyi, yetişkin olmayı reddediyor. Sorumluluk almazlarsa, "ben bilmem" çekerlerse boşa vakit harcamayacaklarını düşünüp seviniyorlar. O vakitleri neye (bir takım parçalara?) harcamayı umdukları muamma. Ve aslında, olamayan pek çok hikayenin temelinde hep bunlar yatıyor.

Diyeceksiniz ki, kadınlarda hiç mi suç yok? Var. Yine yüzlerce kez bahsettiğim, "kendisi ile barışmamak"tan, "huzuru hem özleyip, hem de içinde bulamadığı için, dışarıyı bu huzursuzluk yüzünden suçlamaktan" doğan bir takım sorunlar. Luis CK haklı:
Boys fuck things up, girls are just fucked up.

Kızlarla konuşurken, "Sevilmeye niye doymuyoruz?" diye düşünüyorum. Bir yandan Ece'nin margaritasına sulanmaya başladığımdan cevabı doğru yerde arayacağım şüpheli. Sonra biri ayfon kamerası açıyor, siyah beyaz. Pek eğlenerek fotoğraf çekiliyoruz. Fotoğraflarda hiç iyi çıkmadığımdan yıllarca çarpık ağızlar eşliğinde bok ettiğim bu has be has kız ritüeline, bu kez hazırım. Bizzat Didem Soydan'dan öğrendiğim chin up tekniği ile ağzımı aralayıp poz veriyorum.

Ben fena çıkmadım ama burnumun gölgesi Hazal'ın üzerine düşüp durduğundan, kız ışık alamıyor. Fotoğrafı tekrar ve tekrar çekiyoruz. Her seferinde "daha fazla Didem Soydan yapacak gücüm yok!" inildiyorum ama bir kerecik güzel çıkmak da istiyorum. Hazal yılmıyor, Ece ise o büyük, o ecelere has kahkahasını atıyor. El mecbur, chin up.

***

Boş vakitlerimde Kadıköy'ü yürüyorum. Tüm yarımadayı dolaştığım, Yeldeğirmeni ya da Kalamış'a doğru uzandığım da oluyor. Tek başıma yürürken havadan hafif, suda yüzer bir takım düşünceler içinde oluyorum. En çok insanları düşünüyorum sanırım. O niye böyle, bu niye bu şekil... Malum yazdan beri çok fazla şey oldu; uzun süre ülkenin halini de düşündüm bu yürüyüşlerde. Ve bazen, gerçekten çok sıkıldım, ellerimi yumruk yapıp hallere girdim. Kadıköy yine bu açıdan gönül alan bir yürüyüş imkanı sunuyor. Duvarlar hala, inatla yazılıyor. Boyandıkça yeniden yazılıyor.

Şu aralar gündem diye önümüze sunulan rezil şeye, şirazesi kaymış bir seçim bombardımanına bakmamaya özen gösteriyorum. O konularda yazdığım hiç bir şeyi de yayınlamadım. Hatta o kadar yayınlamadım ki, geçen çıktığım canlı yayında sunucu hanım "Blogunuzda en son entryiniz 7 Ekim. Bu mu blogırlık Deniz hanım?" sordu. Annemler falan izliyordu. "Euu iş aldım, ekmek parası kazanıyorum" gibi, "gubirik" desem daha hoş duyulacak bir cevap verdim. Keşke "Standup'a çalışıyorum, meraklısı olan gelsin dinlesin kardeş" deseymişim.
Haliyle bir tv canlı yayınında da nasıl sosyalleşilir bilmiyorum. Bilebileceğimi ummak bile tezcanlılık olurdu.

***

Zeplin'in kepenkleri 00:40 itibariyle kapanınca, Ece ve Hazal gecenin devam ettiği bir yere doğru yol alıyorlar. Ben atmosferden çıkarken ana roketten ayrılan yakıt deposu gibi, Tek büfenin köşesinde düşüyorum ekipten. Sevmediğim yoldan, Moda caddesi'nin beton çıkmaları altından yürüyorum. Bazen sırf yol olsun diye, ana caddeden sapıp ara sokaklarda sevdiğim eski binaları ziyaret ediyorum.

Geçen manitaya birini gösterip, "Burada yaşamak istiyorum" dedim. Şova gidiyorduk, keyfimiz fena değildi. "Neden, rutubete doyamadığından mı? Yoksa doğal gaz faturası domaldinyo gelsin diye mi?" cevabı aldım. "Elbette" dedim, "kokan giderler, öten su tesisatı, kabarmış, kapanmayan, içeri esen menteşeler... hepsini istiyorum". Ben bunları derken, öten su tesisatı taklidi yaptı beriki.

Halbuki, kendine bile ait olmayan hatıralarla sosyalleşmek diye bişey var.
Ben hep yapıyorum.
Eski evlerle, terk edilmiş arabalarla, tozu bin yıldır alınmayan vitrinlerle, hiç girmediğim esnaf lokantalarıyla, yanına sokulup başım önde, tezgahtar çocuklarla muhabbetini dinlediğim ve sırf tezgahtarlarla sosyalleşmek için Migros'a gelen teyzelerle ahbaplık ediyorum. Oturduğum çay bahçelerinde, yan masalardaki kadınları, genç kızları dinleyip yazar taklidi yapıyorum.

Yakında eczanelerde reçetemi, ya da kasaplarda yağsız dana kıymamın çekilmesini beklerken, en olmadı bir gazete bayiinin önünde, teklifsizce çektiğim ve nasılsa bu tabureyi çekerek orada ayağıma çay söyleme hakkını kazandığım, sosyallikler de yaşıycam inşallah.

Çünkü semt insanı olmak böyle bişey.


biterken,
özlemişim.
yarın, 30 kasım cumartesi yani, bkm mutfak beşiktaş'ta stand up yapacağız. akşam 9 gibi. yakında olan uğrasın.
havalar da soğuda ha.
Newer Post Older Post Home

8 vatandaş cevab hakkı kullandı :

Anonymous said...

benim de hiz arkadasim yok lan, arkadas olalim mi :)
yael

şambaba pansiyon noldu?

chin up tekniğini öğrenmem gerekiyor.

Anonymous said...

frances ha filmini izlemediysen izlesene. seversin bence. başroldeki karakter seni anımsattı nedense. üstelik fiziksel olarakta benzeştiğinizi düşünmekteyim.

momos said...

bir kız çocuğu yap -çin takvimini dikkate al-. 5 yaşına gelmesini bekle. Ya da işlerin daha hızlı yürümesini istiyorsan 5 yaşında bir kızı evlatlık al. Ne biliyorsan anlat ona. Ne de olsa yarısından fazlasını anlamayacak. Ama anlamadığını belli de etmeyecek. Gayet mantıklı sorular soracak sana. Ve elinden geldiğince aklını başına toplayarak sabırla yanıt ver. Seni dinleyecektir. Gerçekten dinlemekten bahsediyorum ve kesinlikle yargılamayacaktır. Ne de olsa annesisin ve en iyisini hep sen bilirsin. İşte bu dünyada sahip olabileceğimiz en iyi hemcins arkadaş. İnan bana daha iyisi yok.

Not: Aynısını bir oğlan üzerinde kesinlikle deneme.

pinokyo said...

Al benden de o kadar. Bi de beni sevmez bu kız tayfası hep dışlarlar len? bende futbol muhabbetine maruz kalmaktan yemin ederim ofsaytı bile biliyorum ? fener maçlarının da hepsini izliyorum durumum fena ... kızlar kızlar gelem mi?

Anonymous said...

Ne güzel okudum yahu... Takipteyim

sakin_x said...

Deniz Hanım,blogunuzu ailecek olmasa da severek,ailemi temsilen sıkı bir şekilde ben takip ediyorum.Yazdıklarınız,düşüncelerinizanılara,denyoluklara başka türlü bakmama yardım ederken bünyemde nane ferahlığı etkisinin altında sadece 1 yazı okuyacağım diye oturmuşken ikinci yazıya transit modunda buluyorum kendimi.Sizinle mail üstünden bir iletişim adresi bırakır mısınız,sakıncası yoksa?