Bahçeni Bağışla

By | 4/29/2014 6 comments

Valideçeşme'deki zemin, hatta kot -1 daireme yeni yerleşmiştim. O eve yerleşirken evin kendisi 50 metrekare olmasına rağmen, günde 2 saat ucundan güneş gören 40 metrekare bahçeye ne kadar çok sevindiğimizi anlatamam. Bir yabani incir, bolca gayrı medeni ot, bir adet yaşlı mı yaşlı ortanca ve yüzlerce iri sümüklüböcekten gayrı bahçede bir de, betonu her kış boydan boya açık yeşile kaplayan yosun yaşıyordu eve yerleştiğimde. Dört yıl sonra evden ayrılırken, 24 çeşit bitkiyi güç bela aralarına katmayı başarmıştım.

Bahçemin komşuları da fena sayılmazdı aslında.
Kot farkı yüzünden bahçe ön duvarı, karşı apartmanın çatı katıyla aynı hizadaydı.
Yani duvardan hemen sonra minik bir uçurum başlıyor, onun 3 metre ötesinde ise, üniversitede keman hocası aksi bir adam ile, beyaz yakalı hanımı ve sık sık azar işiten, üstelik terasta bisiklete binmeye çalışan biçare oğulları yaşıyordu.

Bu biçare oğlan ne yazık ki, en biçare komşumuz da değildi. Yatak odamı bitiren duvar, bahçenin solunda 3 metre yükseliyor ve yan apartmanın zemin katıyla arka bahçesine komple yerleşmiş bulunan 4 kangallık bir aileye ev sahipliği yapıyordu. Kangallar, bütün bir evrimi dağda ayıdan sürü kurtarmak üzerine yaptıktan sonra, 2 küsür metrelik boylarıyla bir mahalle arasına sıkışmış olmanın acısını, günde beş vakit ezana uluyarak eşik ederek bastırmaya çalışıyorlardı. Kangalların ve apartmanın üşütük sahibi ise, çatı katında yaşıyor, üstelik arada sussunlar diye bu mübarek hayvanların kafasına hortumla su tutmaktan imtina etmiyordu.

Ben 4 yıl sonra o evden ayrılırken, kangallar çoktan çok daha iyi bir yere gitmişlerdi. Lakin bu başka bir hikayenin konusu.

Son olarak bahçenin sağında, bir zamanlar bahçenin devamı olup, tıpkı dairenin kalanı gibi derme çatma yöntemlerle ayrılan, hatta ortasında asla doldurulmayan beyaz fayanstan, tam da ev sahiplerimizin estetik bakışını anlatan bir havuz bulunduran yan bahçe vardı. Bu bahçe ve uzantısı olan minik inde ise, İstanbul'da pek çoğumuzun tanıyabileceği en iyi komşular olmaya aday, bazı sevimli tabakları -geri göndermediğim için- hala dolabımda duran, hukukçu bir çift yaşıyordu. Yaz geldiğinde, tam anlamıyla bahçe duvarının içinden çıkan yaban inciri o ufak bahçenin çoğunu örter. bir beyaz dut, birkaç zakkum ve bolca sarmaşık bu gölgeyi koyulaştırmak için birbirleriyle yarışır ve çiftimiz o dallara fenerler asıp, geceleri altında dostlarını ağırlardı.

Lakin henüz tüm bunlara vakit var. Hikayemizin geçtiği günlerde, İstanbul'a nereden indiğini ancak inler cinler takımından olanların bildiği, 15 dakikada havayı 15 derece soğutan sağanaklı fırtınaların döktürdüğü Haziran başındayız. Hukukçu çift ise, bir zamanlar benimkiyle birleşik dairelerinden taşınmak için 3, evlenmek için 4 yaz daha bekleyecek...

***

Haziran yağmurları bastırdığında ben bahçede çalışıyordum. Kendime ehlileştirmek için sadece beş karış ayırmıştım ve oranın toprağını atalarımdan (ay bizzat yazlık bahçesindeki annemden) öğrendiğim gibi eşeyeyip, çerini çöpünü ayıklamaaktaydım.. Önce denizden gelen rüzgarın sesini, sonra nefesini, en son da yağmur tükürüğünü ensemde hissettim. Tüküren İstanbul yağmuruna alışkın, umursamadım. Fakat 10 dakikadan az bir süre içinde, hava bahçede hırkayla çalışılamayacak kadar soğuyunca, tırsıp eve kaçtım.

O tırsış, meğer geceki buluşmanın habercisiymiş. Sabaha karşı bahçeden gelen büyük bir gürültüyle uyandım. Tek uyanan da ben değildim, kangal ailesi tok sesleriyle durmadan havlıyorlardı. Işığı yaktım ama kendisinden cevap gelmedi. Elektrikleri kesik iki göz odanın içinde, el yordamı ve kedi miyaklaması eşliğinde gezinirken, bir de salon camında ritmik tıkırtılar duymayayım mı? Maalesef duydum. Üstelik bunun cama vuran bir dal olmadığı kesindi. Size anlattığım ağaçlardan cama en yakını 3, bilemedin 4 metre uzaklıktaydı.

Tuhaftır, ilk aklıma gelen hırsız değil, uzaylılardı. Çünkü elektriği de kesmeyi başarmışlardı ve şimdi k'amoon, bir Türk hırsızı prodüksiyona girip şalter falan kapatmaz. Korku dolu saniyeler içinde, "favori kedim Rüya'yı alıp kapıdan kaçsam, bahçede kim varsa hiç bulaşmasam" diye düşündüm. O esnada elime kamplarda kullandığım fenerimi ve geceleyin ormanlarda kullandığım keskin cesaretimi aldım. (orman derken yazlığın bahçesi. Şaka şaka Kabak falan.)

Temkinle kımıldayarak ve dipleri birkaç nesil ölü pire ile kaplı parkelerde ses çıkartmamaya çalışarak salon camına, tıkırtının geldiği yere doğru yürüdüm. Perdeyi araladığımda, gördüğüm manzara beklediğimden şaşırtıcıydı. Tüm bahçem bir gecede bitkiye doymuş, neredeyse tamamı iri yeşil yapraklı dallarla kaplanmıştı.

Ancak dışarı çıkıp baktığımda, bu bir gecede bitiveren esrarengiz bitkinin, yan bahçedeki dutun yarısı olduğunu kavrayabildim.

***

Akşamüstü çıkan fırtına, demek dutun canına kast etmek niyetlisiymiş ki, bunu başarınca geldiği gibi aniden çekip gitti. Onun yerine doğudan, yani Şair Nedim'e inen vadinin öte yanında 11 yıldır metruk duran dev SSK apartımanın sağ köşesinden, güneşin ilk ışıkları bahçeye ulaştı. Sadece gün doğumunda bir iki saat güneş alan bahçe, buna her sabah olduğu gibi şükretti.

Daha sonra beyaza boyayıp sarmaşık sardıracağım kırçıllı gri duvara, kızıllı dal gölgeleri düşmüştü. Hala ara ara havlayan kangalları  "aferinler ve yiyecek vaatleriyle" yatıştırdım ve bahçeyi kaplayıp, ödümü kopartan ağacın dalları arasında dolaşmaya başladım. Parmak parmak olgun dutlar  yağmurda yıkanmış ama dallarından kopmamışlardı.

Geriye anlatılacak tek şey kaldı; dalından avuç avuç dutla kahvaltı.
(Bir de benimle beraber bahçeye fırlayan ve doğruca önceki gün taşını topladığım eşelenmiş toprağa keyifle işeyen kedi.)

Bu hikayenin dersi şu olsun istemiştim:
 "Önemli olan ne yaşadığımız değil, onu sonradan nasıl anlatmayı seçtiğimiz."
Umarım bir başka bahçede, yeniden görüşürüz.

d.


Newer Post Older Post Home

6 vatandaş cevab hakkı kullandı :

Leziz bir hikâye olmuş.Bayıldım.

Özellikle son cümle cuk oturmuş. Tekrar etmek istedim.

"Önemli olan ne yaşadığımız değil, onu sonradan nasıl anlatmayı seçtiğimiz."

Birer said...
This comment has been removed by the author.
breeze said...

İlk cümleden, gelişmeye kadar; "Hah, haha! hahahaha!" ses efektleri ile metni okurken tam O anda son cümlede sustum. Emin olun O sessizlik korkutucu değildi.
Elinize sağlık.

@breeze çok sağol, şapka da yakışmış:)

@birer hoşum di mi? ehe ehe. şans zaten öteki adım... teşekkür ederim çok.

@Wicked_Stardust iyi ki okurumsun kız. çok şanslıyım. lav.