Roma Bitmiş

By | 12/05/2015 2 comments

"Romalı bir erkeğin en güzel çeyizi, erik gibi... Euu... Anladınız siz." (Bir Roma atasözü)
Gözümü açtığımda antik Roma Forum’una yani pazar yerine bakan, ekseriyetle kırmızı kadife döşemeli bir odadaydım. Size güncel Roma’da değil de antik olanında uyandığım için duyduğum coşkuyu kelimelerle nasıl ifade etsem bilmiyorum. Zira günümüz Roma’sında 3,5 YTL olan Avro yüzünden günüm sefalet içinde geçecek, iki top dondurma, bir dilim pizzaya hasret yaşayacaktım. Halbuki Antik Roma, Anadolu’ya şah damarından daha yakındı; hatta bizzat aynı ülkeydi. Bense antik dünyada doğuştan Romalı’ydım. Bunun bilinciyle üstüme bir masa örtüsü dolayıp derhal kendimi sokağın karmaşasına bırakmaya karar verdim.

Forum her zamanki gibi görkemli ve çok kalabalıktı. Tavuktan kilime, heykelden kılıç kalkana insanın her ihtiyacını karşılayabileceği dükkanlar, dönemin AVM’si gibi bir arada toplanmışlardı. Baktım soylu bir takım Roma vatandaşları Forum’un kalabalığından ve pisliğinden şikayet ediyor, soluğu derhal onların yanında aldım. “Her yer Arap dolmuş, gerçek Roma bu değil!” şekli çemkirdiğimde, sevgili Romalılar beni hararetle onayladılar. Hakikatten de, köle ve papağan ticaretinde uzman Araplar, giyim kuşamları ve biz mermer gibi beyaz insanların arasında, esmer tenleriyle dikkat çekiyorlardı. Yine de Romalı ahbaplarımla kölelerin dişlerini incelemekten ve onlara nargilenin reklamını yapmaktan geri durmadım. Konu kavrulmuş kahveye geldiğinde ise isyan etmeme ramak kalmıştı. “Ne Arabı? Türk kahvesi bu Türk, Türk!!” ısrar ettim Antiakos’a. Bana bön bön bakan Anti iste, anten anten cevap kastı. “Türkler mi? Hani şu, Çinli’lerin arpa buğdaylarını çalmasınlar diye sınırlarına duvar inşaa ettiği halk değil mi onlar?” sordu utanmadan.

Anten Antiakos’tan epey sıkılmıştım doğrusu. Koca adam olmuş ama hala etek ve pencereli sandaletle dolaşmayı bırakamamış bir insandı neticede. Ona bir de Arapların oynadığı tavlayı açıklamayı içim kaldırmayacaktı. O esnada Forum’un kapısına geldiğimi, ana caddeye çıkmakta olduğumu fark ettim. Yaklaşık 200 metre sağımda Kollezyum, bayrak ve flamalarla donatılmıştı. Dahası tıpkı Şükrü Saraçoğlu’ndan yükselen bir haykırış tufanı insanı o yöne gitmeye teşvik ediyordu. Kollezyum’a doğru yürürken, bu kez halktan bir kişiye “Hayırdır kardeş, maç mı var bugün?” diye sordum. Meğer çok büyük bir generalin ölümü şerefine gladyatörler dövüşüyormuş. Roma adetlerine göre, ölen ne kadar önemliyse, o kadar fazla insan dövüştüğünden, en az beş bin gladyatör er meydanında çarpışacakmış. Basit bir hesapla, arenaya çıkan savaşçıların en az iki bin beş yüzünün zayi olacağını öngördüm ve kendi kendime “Bi de ölenle ölünmez derler” şekli hayıflandım. Halbuki gördüğümüz üzere, ölenle her devirde ölünüyordu. Biri ölünce onun onuruna daha da çok ölünüyordu. Dünyanın en büyük medeniyetlerinden birinin bu özel adetini, 2015 yılında hala uyguladığımız ülkemize veslieyle bir kez daha saygı duyarak, Kollezyum’a doğru seyirttim.

Kollezyum’da cenk eden takımlardan biri saraya yakınlığıyla bilinen Maviler’di ve işin içinde saray olduğundan haliyle şike ile anılıyordu mavili takım. Halk ve esnafın taraf olduğu Yeşiller takımı ise bu haksızlıklar karşısında illallah demiş ve isyana meyletmişti. Taş ve sopalarla başlayan isyan ise, Yeşiller takım kaptanı, maskotu ve tüm galdyatörlerin kılıçtan geçirilmesiyle son bulmuştu ki, buna açıkçası pek şaşırmadım. Kimse imparatorun gücünü sınamaya kalkmamalıydı. Senato bile… Bu fikirlerimi kapı güvenliğinden iki lejyonlerle paylaşarak dövüşlere bedava giriş hakkını kazandığımı ise, söylememe gerek yoktur umarım.

Resmen ana baba günü olan Kollezyum’da nispeten daha soylu insanlara ayrılmış, sağ kapalıya yerleştim ve çömlek içinde dağıtılan kırmızı şarabı dikleyerek insanların birbirini kesmesini heyecanla izlemeye başladım. Yaklaşık her 30 saniyede bir kişinin kellesi mıcır kaplanmış zemine düşüyor, buna bineaen kalabalıktan coşkulu haykırışlar yükseliyordu. Güneş altında şarabı çok kaçırdığımdan ve o dönemde Meksika dalgası kavramını bilen tek kişi olduğumdan, derhal tribün amigoluğuna soyundum. Ama ne kadar izah edersem edeyim, adamlara “Önce sen kalk, sen oturunca o kalksın, sonra bunu hep beraber böyle ard arda bütün tribün yapalım”ın mantığını anlatamadım.

Zaten soylu da olsa, dünya medeniyeti de olsa, Antik Roma’da da kadınların tribün amigoluğu yapmaları hoş karşılanmıyormuş. Bu kez başka iki lejyoner tarafından araya alınmak suretiyle dev stadın dışına doğru iteklenirken “Roma bitmiş abi, bitmiş!” diye söylendim. “Sen buraları asıl Arkaik dönemde, Remus, Romulus’un zamanında görecektin!”


biterken,
bu yazı bi süre önce penguen dergi'de yayınlanmıştır. "üreten bizsek, tüketen niye biz olmayalım?" diyerek, buraya da kopyalanmıştır. yeni şeyler de yazıcam tabi, bu furya böyle devam edemez. 
bi cuma akşamı, kıçım koltuğa yapışık. rüya buyurgan, ufo ayağımda açık. 
.
ay em lav,
d.
Newer Post Older Post Home

2 vatandaş cevab hakkı kullandı :

kivanc said...

Yok ya bildiğin Gladyatör. Aşağısı kurtarmaz. Trans erkek olduğumu kabul ediyorsan Romulus'a karşı kurt. İlla kadın diyorsan 80 yaşında hala, sonunda gens şeceresinden kaçtı. Nereye? Müphem. Meçhul. Avlandı mı? Bazen evet, bazen hayır. Suetonius'a göre bu Gladyatör artık Nero değildir, Caligula hiç değildir. Ayan beyan Augustus'tur ayan beyan Jül Sezar'dır (bıçaklana bıçaklana bir hal olmuştur, komik o Züleyha muskası çok komik ve ayıp) ve de hiç biri değildir, çünkü kapkara bir gecede yıldızlar dans etmektedir ve insan olmasa da olur.

@kıvanc cevap hakkımı kullanıyorum ve "why so syria?" diyorum. çünkü kapkara gecede yıldız filan görünmüyor, malum hava kirliliği ve kış şartları.